Buradasınız : Ana Sayfa // Ayrılık // Acıyı Yaşamak île Istırap Çekmek Arasındaki Fark…

Acıyı Yaşamak île Istırap Çekmek Arasındaki Fark…


Acı bir trafik kazası…

Kardeş kadar birbirine yakın iki genç kuzen…

Arabayı kullanan kurtuluyor, yanında oturan kuzeni hayatını kaybediyor…

aciyi yasamakBiricik evladını kaybeden aile yaşadığı acı, keder, öfke, nefret ve öç duygularıyla davalar açıyor, aileler birbirlerine giriyor… Kalpler sımsıkı kapanıyor…

öte yandan, hayatta kalan genç kızın kararan dünyası… Suçluluk duygusu, yaşadığı travmanın ağırlığı… Bir annenin çaresizliği… Genç hayatının geri kalan kısmında sağlıklı ayakta kalabilmesi için kızına destek olmaya çalışması…

İşte bu acı trafik kazasını anlatan anneden bir mail geldi bana… Çaresizliğini anlatmış, kazadan bir yıl sonra halen kendilerini bulmaya, yaşamın getirdikleriyle güçlü olmasını öğrenmeye çalıştıklarından bahsetmiş… Aldığım bu mail’den çok etkilendim.

Washington civarında yaşayan Gordon Livestone üç çocuğundan ikisini kaybetmiş bir yazar ve psikiyatrist. Bir yazısında şöyle diyor:

“Ben iki kez mahsun kalmış bir babayım. 13 ay içinde en büyük oğlumu intiharla, en küçük oğlumu lukimia hastalığından kaybettim. Çektiğim acılar bana hayatın kırılganlığıyla ilgili çok şey öğretti. ‘Neden benim çocuklarım, neden ben,’ soruları kaçınılmaz oldukları kadar, anlamsızlardı benim için… Bu aşamada hayattan hak aramak çok saçma… Acımın üstüne perde çekmek, çocuklarımı bir daha özlemeyeceğim noktasına gelmek, benim için kabul edilemeyecek bir fikirdi. Bir daha hiçbir zaman aynı kişi olamayacağım gerçeğini kabul etmem gerekiyordu. Kalbimin büyük bir bölümü çocuklarımla beraber gömülmüştü. Geriye ne kaldı?… İşte bu, sorulmaya değer bir soruydu… 13 yıl sonra oğullarım içimdeki yerlerini korurlarken, onları kurtaramadığım için kendimi olabildiğince affettim. Artık onlarsız yaşlanacağım fikrini kendime kabul ettirdim. Bana halen daha ihtiyacı olanlara sevgimi vermeye mecburum. Bu şekilde çocuklarımın anılarına da sadık kalacağım. Acımızı nasıl yaşadığımız ve tecrübemize saptadığımız anlam, gelecekle nasıl yüzleşeceğimizi belirler.”

Bunları, geçirdikleri kötü tecrübeleri sonucu hayata küsmüş pek çok kişiye belki gözlerini açabilecekleri bir ışık olur diye düşünerek sizlerle paylaşmak istedim.

Tüm ruhsal öğretiler, trajediyi izole olarak, tek başına yaşamaya devam etmek yerine, bu tecrübeyi pozitif bir amaca çevirip onun için yaşamayı ve paylaşmayı öğretirler. Yani hayatınızın bundan sonraki kısmına bir anlam saptamayı…

İlk kitabımda da “acıyı yaşamak ile ıstırap çekmenin arasındaki fark”tan bahsetmiştim. Genelde kontrolü elden bırakmamak adına yaşadığımız kötü tecrübeleri ıstıraba çevirip asılı kaldığımızda, hırs, hiddet, güvensizlik gibi reaksiyonlara esir oluruz.

Hayattan aldığınız büyük darbenin ve bıraktığı izin şefkateve sabra dönüşmesi için ilk adım; gerçeği anbean, günbegün kabul etmek, hazmetmek ve yapmanız gerekenle, davranışlarınızı kendinize karşı duyacağınız şefkatten doğan bir “doğruyla” hizaya sokmak… Kendinizi de sonuca bırakmak…

Hislerinizden kaçmak, bastırmak veya karşı koymak yerine, öfkenizi, hırsınızı, içinize yayılan umutsuzluk ve ağırlığı tümüyle vücudunuzda yaşamaya açık olmak… Bedeninizin neresinde yerleştiğini hissetmek… İçinizde biriken yoğun negatif enerjiyi dışarı vermek için seçtiğiniz yol saldırmak, zarar vermekse bu, acınızın yoğunluğunu daha da artırır ve ıstıraba çevirir. Negatif enerji daha da ağırlaşarak bütün bedeninize yayılır; endişe, öfke, korku, hırs, insafsızlık, yermek karakteriniz olur…

Bağışlamak (kendinizi veya başkasını), sanki unutmak, önemsememek, yenik düşmek gibi gelebilir. Yani kaybettiklerinizi unutmamak adına, içinizdeki öç ve nefreti yaşatarak acınızı taze tutmaya çalışabilir, kendinizi harap edebilirsiniz. Büyük bir kayıp karşısında tabii ki içinizdeki acıyı yok edemezsiniz, ancak bu acıyı tecrübe ediş şeklinizi değiştirmek sizin elinizde.

“Zaman her şeyin ilacıdır, iyileştirir” sözünü ben farklı değerlendiriyorum. Bizi iyileştiren zaman değil, o zamanı nasıl kullandığımız. Bir gün içinde kendimizi daha iyi hissettirecek “doğru şeyi” yapmak, bir yıl kendinizi kötü hissettiren “yanlış”ı tekrarlamaktan daha etkili değil mi iyileşmek için?

Elvan Demirkan



FaceBook Ekle Bunu, FaceBook Share Twitter Ekle Bunu, Twitter Share Digg Ekle Bunu, Digg Share” title= ”Google MySpace Ekle Bunu, MySpace Share Technorati Ekle Bunu, Technorati Share ”Delicious


Etiketler:

Yorum Yapın

yukari