Buradasınız : Ana Sayfa // Haberler // Bergüzar Korel ve Kenan İmirzalıoğlu

Bergüzar Korel ve Kenan İmirzalıoğlu


Karadayı’nın iki ayrı uçta fakat çok iyi anlaşan İkilisi onlar. Gerçekten iyi anlaşıyorlar, şaka yapmıyorum…

Set arasında fısır fısır sohbet ediyor, gülüyor ve çok eğleniyorlar. Tabii Kenan imirzalıoğlu acıkmadığı, Bergüzar Korel ise üşümediği sürece… Öğreneceksiniz.

berguzar ve kenanOGÜN ÇIRAĞAN’DAKİ SETE AKŞAM ALTI DA VARDIĞIMDA hummalı çalışma sürüyordu. Kapak karesi çekilmiş; Bergüzar Korel ve Kenan İmirzalıoğlu dinlenmek için kulis olarak kullanılan odaya geçmişti. Kenan’ın ne kadar ‘büyük’ bir adam olduğu konuşuluyordu bu arada. Elleri kocamandı, omuzları kocamandı, ayakları kocamandı (ayak numarası 48!) ve biraz da sinirliydi galiba. Bu kadar kocaman bir adam sinirlenince herkesin bir nebze de olsa ürkmesi kaçınılmazdı tabii… Ne yalan söyleyeyim ‘Merhaba demek için elimi uzatıp, öfkeli bakışlarıyla yüzleştiğimde ben de ürktüm… Aslında tam olarak korktum! Bergüzar tatlı ve ılımlıydı… Kendini hiç bozmuyor sürekli gülümsüyordu hâlbuki. Peki, bu kocaman adamın derdi neydi? Ben size söyleyeyim; karnı acıkmıştı! Beş dakika sonra yemek yiyip geri döndüğünde yüzünde ve gözlerinde değişen ifadeden anladım şeker problemi olduğunu. Uzak bir yerden değil kendimden tanıyordum aynı açlık öfkesini… Eh hipoglisemisi olan herkes öfkelenir… Özellikle açsa! Kendisine de sordum ve açıkça söyledi; “Açken bana denk gelmeyin!” Sonra? Sonrası, Kenan’ın tokluk şekeri düzelmiş tatlı açıklamaları ve Bergüzar’ın korkularını anlattığı itirafları…

Sen başladığın zaman ‘modellikten oyunculuğa geçmek’ diye bir kavram yoktu… Gelinen noktada ne hissediyorsun? Çığır açtın mı sence?

Doğru söylüyorsun. Best Model seçildikten sonra Deli Yürek’e başladım. O dönemde fenomen olan bir diziye başrolden giren ve dört yıl bu başarıyı sürdüren, modellikten gelmiş kimse yoktu. Tabii ki bu işin dayağını en çok ben yedim. ‘Mankenden oyuncu olur mu?’ polemiğine maruz kaldım… O zaman; ‘Bunu zaman gösterecek’ diyordum…

Gösterdi mi zaman? ‘Herkese kapak olsun’ diyor musun?

Deme hakkım var ama dememek daha çok hoşuma gidiyor. Bilinen bir şeyi tekrar söyleme gereği duymuyorum. Netice itibariyle buralara kadar gelmişiz, bu kadar iş yapmışız…

Bir yol açtık herhalde model arkadaşlarımıza. En başlarda bizi tartaklayan, döven kimseler, şu an aynı şeylerden söz etmiyorlar. Demek ki o süreç geçildi artık. Zaman neyin ne olduğunu gösterdi.

Deli Yürek’teki halini izlediğinde ne hissediyorsun?

Tabii ki acemilik var. Beni denize attılar ve ‘hadi yüz’ dediler. Ankaralıyım ben, denizin olduğu yerden gelmedim. Önce boğulmamaya ve suyun üstünde durmaya çalıştım. O zamanki yönetmenim Osman Sınav’a; ‘Bana nasıl güveniyorsunuz? Nasıl başrolü veriyorsunuz? Ben sadece iki tane küçük reklamda oynamışım kamerayı bir orada görmüşüm, bu ne cesaret?’ diye sorduğumda; ‘Biz sende bu potansiyeli görüyoruz, sende bu enerji var, yeter ki bu işe kafanı koy’ demişti. Burada fotoğraf çekilirken bile elinizi ayağınızı nereye koyacağınızı bilmiyorsunuz. Kamera karşısında her anınız çekiliyor, zor bir durumdu açıkçası.

Gümüş dizisinin ilk sana teklif edildiği, senaryoyu beğenmeyip kabul etmeyince Kıvanc’a gittiği doğru mu? Kıvanc’ın piyasaya girmesine bu reddinle biraz da sen vesile oldun sanıyorum…

Böyle bir teklif olmuştu; evet… Zamanlamayla alakalı bir sorun vardı galiba o zaman… Çok zaman geçti ama senaryoyu beğenip beğenmemekle alakalı bir durum olduğunu zannetmiyorum. Her zaman derim, kimse kimsenin kısmetini yiyemez. Kıvanç zaten olacakmış bir şekilde. Birisinde öyle bir enerji, aura varsa, akıllı ve çalışkan bir insansa durmuyor, çıkıyor ortaya.

Şu an ne zaman okullu bir oyuncu ile konuşsam Kıvanç ve senin cok istisnai örnekler olduğunuz, cok çalıştığınız ve bugünlere geldiğiniz söyleniyor. Cok çalıştın mı hakikaten? Tabii bu işe çok kafamı yordum. Öğrenebileceğim bir şey varsa setteki oyuncu büyüklerimden, yönetmenlerimden, faydalanabileceğim, ufkumu açabilecek herkesten faydalanmaya çalıştım, kulak kabarttım. Doğru olanları içselleştirdim, olmayanlar dışarıda kaldı. Amerika’da Actor’s Studio’da 30 yıl eğitmenlik yapmış bir kişiden uzun süre özel ders aldım. Ufkumu açtı, zihnimi açtı. Kıvanç’ın yaptığı da o. Gerçekten birçok oyuncudan daha fazla emek veriyor. Yakışıklıyım diye üzerine yatmıyor. Nasıl didindiğini, nasıl ayrıntılarla uğraştığını ben biliyorum. Emek verince karşılığını da fazlasıyla alıyorsunuz.

‘Cok çalıştık ve olduk’ diyorsun…

Oluyoruz… 38 yaşındayım artık. İnsan büyüdükçe değişiyor ya, hayata bakışınız; oyunculuğa, insana bakışınız değişiyor.

Oyuncu, insanı canlandırır. Kâğıt üzerindeki bir şeyi ete kemiğe dönüştürür kendi bedeninde. Sizin o bedene ve ruha bakışınız değiştiğinde, oyunculuğa bakış açınız da değişiyor. Oyunculuğun ilk 20 yılı zordur derler. Benim 15 yıl oldu. Bir beş yıl sonra biraz daha rahatlamış olacağım herhalde ama ‘oldum’ diyeni görmedim ben. Haluk Bilginer ya da Uğur Yücel ‘arıyoruz halen’ diyorsa, ‘daha nasıl iye olur’ diye düşünüyorsa, bizim ‘oldum’ dememiz çok ayıp.

‘Oldum’ diyeni ben cok gördüm…

Ben onlardan olmayacağım herhalde çünkü ‘oldum’ demek kapasitenin o kadar olduğunu kabullenmektir. Ben alacağım epey bir yol olduğunu düşünüyorum. Hepsini yürümedim.

Peki diziler, dizi sektörü sana bu yolu sunabiliyor mu yoksa sinemada mı daha rahat ivme kazanıyor ya da kazandığın ivmeyi gözlemleyebiliyorsun?

Metin-senaryo heyecanınızı koruyorsa, dizi çok ciddi bir antrenman. Her gün kendinizi diri tutuyorsunuz ama bu şartlarda, bu uzun sürelerde, bu ağır koşullarda çalışma şekli çoğu zaman cepten yemenize ve işinize yeterince özen gösterememenize neden oluyor çünkü her oyuncu kendi çekimine aynı özeni göstermeye kalktığında dizi bitmez,

££ Askerlik gibi bir şey cleğil bu. Evleneceğim kişiyle tanışmadım ya da karşılaştım da farkında değilini 55

yetişemez. Aslında o dizinin ekrana gelebilmesi için ışıkçı ışığından, yönetmen rejisinden, oyuncu oyunculuğundan, herkes bir şeyinden feragat ediyor.

Piyasaya girdiğinde gerek yas gerekse eğitim olarak Kıvanc’tan daha avantajlı bir durumdaydın. Üniversiteyi bitirmiştin, 20 yasını geçmiştin… Yine de geri dönüp baktığında magazinle ve spotlarla tanışma anın ne hissettiriyor sana?

Magazinle ve spotlarla mankenliğe başladığımda tanıştım.

Bir defile yapıyorduk fakat magazin sadece manken arkadaşlarımızın frikiklerinin peşinden koşuyordu. O zamandan başlamıştı magazine gözlerimi biraz daha kısarak bakmam. Ancak bu parıltılı dünyanın gerçekliğine inanmama konusunda birtakım fikirlerim o zamandan vardı. Yani dünyam sarsılmadı, allak bullak olmadım. Bir Ankaralı sakinliği de var tabii bünyede…

Bu durumda magazin haberlerine cevap vermemeye devam edeceksin o halde?

Çıkan haberlerde çok vahim, beni delirtecek bir şey olmadığı sürece hepsini takip edip de cevap vermeyi düşünmüyorum açıkçası. Doğru bir haber yapıldığında sorun olmuyor ama yalan yanlış şeyler yazıldığı zaman tabii ki canım sıkılıyor. Bu dünyanın gerçeğinde böyle şeyler de var, onun için kendimi fazla kahredemeyeceğim.

Oldu mu böyle bir $ey bugüne kadar peki? ‘Gidip su haberi yapanın ağzını burnunu kırayım’ dediğin?

Oldu tabii zaman zaman… Beni değil, sevdiklerimi etkileyen haberlerde yaşadım bu hissi. Bana yapılan bir şeyi bir şekilde idare ediyorum, ben bu camiadan, şov dünyasından biriyim fakat bu camiadan olmayan ve girmek de istemeyen insanlar hakkında benim üzerinden haber yapıldığında çok can sıkıcı oluyor. Ailem, arkadaşlarım, kız arkadaşlarım… Haksızlık oluyor. Bize her şeyin bir bedeli var deniyor. Biz bu hayatın bedelini ödüyoruz magazinde yer alarak, ama o insanlara öyle bir bedel ödetmek bana sert ve ağır geliyor.

Sinirli misin?

Annem ‘süt köpüğü’ der benim sinirime. Bir anda parlarım, çabuk yatışırım. O parlama esnasında haksız yere birine sinirlendiysem orada vicdanım girer devreye.

Karadayı çok iyi gidiyor, Bergüzar’la da aranızda inanılmaz bir uyum var galiba… Nasıl çalışmak Bergüzar’la?

Çok iyi anlaşıyoruz. Aslında Bergüzar da enerjisi ve tansiyonu olan bir insan fakat daha yüksek tansiyonlu bir insanı görünce sakinledi. (Gülüyor) Gayet samimi. Rahatsız olduğu bir şeyi görünce hemen çat diye söylüyor. Ben de çok içimde tutan bir adam değilim. Söylerim hemen. Hele ki çalıştığım ortamda. Orada başka bir şey bizim enerjimizi çalmamalı. Tamamen işimize konsantre olmalıyız. Bir gerginlik uzun sürmemeli, hemen hallolmamalı.

Titiz misin çalışırken, takılır mısın ayrıntılara?

En çok ne sıkar canını?

İkizlere başağım ben. Titiz biriyim. Bir teknede kürek çekiyoruz. Herkesin kalıbına göre küreği var. Herkes o küreğe yeterince aşılmalı. Asılmayınca canım sıkılıyor. Bir de matematik kafasından mıdır, ikizler olmamdan mıdır bilmiyorum ama işlemeyen her şeyi görüyorum sette.

Özel hayata girelim… Uzun süreli ilişkiler yasıyorsun ama evlenemiyorsun. Niye olmuyor?

Bu askerlik gibi bir şey mi? ‘38 yaşına geldin ama neden evlenmedin?’ Herhalde evleneceğim kişiyle karşılaşamadım henüz ya da karşılaştım farkında değilim. Şimdi hayatıma giren insanlara da haksızlık etmiş olmayayım.

Evlenmek ve çocuk sahibi olmak gibi bir motivasyonun var mı peki?

Bunu istiyorum tabii… Hayat tek başına geçmez. ‘Yaşlanınca ödüllerimi mi seveceğim’ diyorum kendime. Annemle babamın ömür boyu yaşayacağını bilsem, çocuk sahibi olmak istemem. Bir ailenin mensubu olmayı sürdürmeyi seviyorum çünkü. Aile kavramına düşkünüm. Evlilik tek başına yapılacak bir şey değil ki… Günü gelince olacak herhalde.

Evlendin, anne oldun, âsıksın, dizin izleniyor. Hayatının ahengini buldun mu?

Bayağı uzun zamandır bu kadar iyi olmamıştı. Hem işimde hem de özel hayatımda çok huzurluyum, çok tatlı gidiyor her şey. Şükrediyorum. Oğlum Ali kocaman oldu artık, bebeklikten çıktı. Beraber büyüyoruz, çok eğleniyoruz. 28 yaşında anne oldum. Aslında daha da genç anne olmak istiyordum. Çocukluğumdan beri istediğim bir şeydi aile kurmak. ‘Hiçbir zaman evlenmeyeceğim’ diyenlerden değildim. ‘Okuyacağım ve bir ailem olacak’ derdim hep. Geleneksel bir Türk ailesinde büyüdüm zaten, huzuru burada bulacağım açıktı.

Annen ve baban çok ünlü oyunculardı zamanında ama ‘çok normal bir ailede büyüdüm’ diyorsun… Nasıl oldu o?

Annem çok büyük fedakârlık yaparak mesleğini bıraktı ve bizi büyüttü. Oyunculuk memurluk gibi bir iş değil. Babamın yıllarca iş yapmadığı zamanları da biliyorum. Babam Galatasaray Lisesi’ni bitirmiş, Fransa’da İktisat okumuş, hasbelkader bir derginin yarışmasında dereceye girerek oyunculuğa başlamış, iyi bir aileden gelen biriydi. Annem de başka bir derginin yarışmasıyla oyuncu olmuş, çok farklı ama gerçek bir aileden geliyordu. İkisinin de aile hayatı, beraber sofraya oturma, birlikte olma kültürü eşti. Babam hep yatılı okuduğu için bize çok daha fazla bağlıydı. Bizi bir arada tutmak için çaba sarf ederdi. Gereksiz despotlukları olan bir adam değildi. Sevgisini gösteren bir adamdı ama evin dışında hiçbir yerde yatıya kalamazdım mesela. Eve giriş çıkış saati çok netti. O kuralları aşmak için herhangi bir eylemde bulunamazdık çünkü evin kuralı oydu. Tam bir Türk ailesiydik işte.

Sen de o aile düzenini sağlayabiliyor musun hayatında ya da sağlayabilecek misin?

Başka nasıl olur bilmiyorum ki! Biz normal bir aileyiz.

Çok çalışan bir anne babayız ama her boş anımızı birlikte geçiriyoruz. Birlikte zaman geçirirken çok eğlenen bir çiftiz ayrıca. Bizim için eğlence üzerine kurulu her şey. Evd( her zaman müzik vardır. Geçen gün sabah sekizde seti çıkıp eve gittiğimde Ali; Michael Jackson’m Beat It şarkısını açmış, kahvaltı masasının başında babasıyla dans ediyordu. Her boş anımızda ya birlikte kahvaltı ederiz ya da dışarı çıkarız. Genelde her şeyi Ali’yle yapmaya çalışıyoruz, Ali’nin uyku saatinden sonra baş başa zaman geçiriyoruz…

Ali uyuduktan sonra Halit’le sevgili oluyorsunuz yanyana

Biz hep sevgiliyiz. Zaten Ali öyle diyor; ‘Annem babam sevgili.’ Evde de bizi hep birlikte görüyor. Dört yıldır böyle bu, umuyorum ki hep böyle sürecek. Ali de bu mutluluğun çok farkında bir çocuk. O yüzden çok mut ve çok enerjik.

Daha önceden tanıyordun Halit’i… ‘Hayatımın askı olduğunu gec keşfettim, keşke daha önce birlikte olsaydık’ diyor musun?

Halit gerçekten hayatımın aşkı. Bunu aramızda da konuşmuşuzdur, daha önce olmaması çok daha iyi olmuş. Ben tanıdığımda Halit 32,33 yaşındaydı ve şimdiki halinden çok farklıydı. Ben de 21 yaşındaydım O zaman bir ilişkiye başlasaydık belki şu anda eşim Halit olmayabilirdi. Biz Binbir Gece’nin setinde tanışı birbirimize âşık olup evlenmedik. Ben 21 yaşında tanıdım Halit’i. Araya bir süre girdi, o sürede ben büyüdüm, bir sürü şey deneyimledik. Ondan sonra da doğru zamanda doğru şekilde başladı; başlaması gerektiği gibi.

Halil’le Binbir Gece’nin setinde âşık olup evlenmedik. 21 yaşında tanıdım Araya uzun bir süre girdi

Baban oyuncu olmanı istememiş en basta… Bu konu burnunun dikine gittiğin için memnun musun?

Babam; ‘Oyuncu olmayacaksın’ dedi çünkü kendisi çol üzüldüğü için benim de üzülmemi istemiyordu ama be onlara bu isteğimden bahsettiğim zaman sonsuz deste oldular bana. Başıma geleceklere hazırlıklıydım ama y de çok şaşırdığım şeyler de oldu…

En çok neye şaşırdın?

Bir insana ‘merhaba’ dediğimde ertesi gün onunla sevj yazılınca nereye düştüm dedim. Benim hayatımda söylediğim şeylere inanılır çünkü ben de insanların söylediği şeylere inanırım. Bir şey söylüyordum ve ons inanılmıyordu. Buna çok şaşırmıştım ve o noktada hiç konuşmamayı seçtim. Çok zorlandığım, çok yalnız hissettiğim dönemler oldu.

Magazine en çok nerede kızıyorsun?

Ailemiz olduğunu düşünmüyorlar yalan yanlış haber yaparken. Halit’in bir annesi var belli yaşa gelmiş, benim annem yüksek tansiyon hastası… Korkuyor insanlar.

Bir yere doktora gittiğim zaman kapısında gazeteci görünce ne yapacağımı şaşırıyorum. Yanlış bir şey mi yaptım diyorum. Tabii ki bu ünlü olmanın bedeli, sen de y bunu yaşayacaksın diyeceksin ama olmuyor. Magazinci arkadaşlarımla hiçbir sorunum yok. Hepsini tanırım isimleriyle bilirim. Beni seviyorlar da farkındayım ama ^ yine de böyle şeyler olunca hayal kırıklığına uğrayıp üzülüyorum. Ünlüyüm ama sağır değilim.

Gülüp geçmeyi öğrendin mi hakkında yazılanlara? Karadayı’da artık 30 yaşındayım. Mesleğim anlamında da daha bilinçli, daha tecrübeliyim. Şu anda her şey yerli yerine oturdu. Kafam rahat. Attığım adımları hesaplamıyorum ama bilerek atıyorum. Başta herkesi dinleyip çok büyük hatalar yaptığıma inanıyordum.

Ben çok kolay suçluluk duygusu yaşayabilecek biriyim. Korkum hiç değişmedi. Hâlâ korkuyorum.

Ne yapacağımı bilemediğim, ellerimin ayaklarımın titrediği, o yüzden kendime ket vurup buzlar kraliçesi gibi göründüğüm anlarım çok. Korktuğum zaman karşı tarafın benden korkması uzak durması için kapanıyorum ki bana zarar vermesin. Yanlış bir adım atmaktan, bir şey söylemekten çok korkuyorum.

Sette nasıl keyifler? Kenan’la çalışmak nasıl?

Ego sıfır sette. Kenan rahmetli babama çok benziyor.

Ben Kenan gibi bir adamı idare etmeyi çok iyi biliyorum. Onun içinde küçücük bir çocuk var. Benim de içimdeki çocuk hiç büyümediği için beraber oynuyorlar.

 



FaceBook Ekle Bunu, FaceBook Share Twitter Ekle Bunu, Twitter Share Digg Ekle Bunu, Digg Share” title= ”Google MySpace Ekle Bunu, MySpace Share Technorati Ekle Bunu, Technorati Share ”Delicious


Yorum Yapın

yukari