Buradasınız : Ana Sayfa // Beslenme // Beslenme Ne Anlama Gelir?

Beslenme Ne Anlama Gelir?


İNSAN TÜRÜNDEKİ ÇEŞİTLİLİK
Beslenme Ne Anlama Gelir?

beslenmekİlk insanlar aslında ölmüş hayvanların etleri yiyen etçillerdi. Ayrıca yakalayabildikleri hayvanları da yiyorlardı. Bu, atalarımızın etten başka bir şey yemediği anlamına gelmiyor. Bitkiler insan beslenmesinin her zaman bir seçeneği olmuştur, insanlar aslında hem etçil hem de otçullardır. Kuzey Kanada, Alaska ve Grönland gibi Kuzey Kutup’una yakın yaşayan insanlar (inuitler) ve Afrika’nın Tanzanya, Kenya bölgelerindeki göçebe halk (masailer) etle beslenirken; Afrika’nın Bantu kabilesi otçuldu ve vejetaryen besleniyordu. Bu muhteşem geçmiş, kan grubu hakkındaki çalışmaları aydınlatıyor. Etçil kabilelerin kan gruplarının çoğunluğu 0 grubunda iken, Bantu kabilesinin kan grubu Bantu-A dediğimiz A grubunun alt başlığıdır.

Kan grubumuzun yediklerimiz üzerindeki etkilerinin atalarımızın geçmişiyle doğrudan bağlantılı olduğunu görürüz. Modern zamanlarda ise bu çerçeve talihsiz sonuçlarla doludur. Tarım metotları ve üretim teknikleri hakkındaki uygulamalar besin öğelerinin değerini düşürmüş hatta doğallıklarını kaybetmelerine neden olmuştur. Örneğin; princin yeni öğütme teknikleriyle inceltilmesi, B vitamin eksikliğinden kaynaklanan ve yirminci yüzyılda Afrikada milyonlarca insanın ölmesine neden olan beriberi denilen salgın hastalığa yol açmıştır. Başka bir örnekle, gelişmekte olan ülkelerde görülen emzirme yerine biberonla besleme eylemi kötü beslenmenin en büyük örneklerindendir; ishal ve hatta ölümlere neden olur.

Bu değişime en uygun örnek belki de karbonhidrat çeşitliliğinin azalması ve melezleştirilmiş buğday gibi tahıllara bağlı kalınmış olunmasıdır. Tahıl ağırlıklı beslenmenin diyabetik hastalıklar, kalp-damar hastalıkları, obezite gibi oldukça ciddi sonuçlan olduğunu biliyoruz. Bu besinler, tüm kan grupları için farklı açılardan etkiler gösteren lektinler bulundurur.

Başka bir olumsuz sonuç da şeker üretim yöntemlerinin yağ yakımı üzerindeki olumsuz etkisiyle ilgilidir. Atalarımız daha az yiyorlar fakat dayanıklı, besin değeri yüksek yiyecekler tüketiyorlardı. Bugünkü üreticiler ise bu tür besinler satmıyor. Damarlı ve yağlı sığır eti Batıda yerleşmiş bir damak tadı hâlini aldı. Bu tür bir et ise kimyasal maddeler, hormon ve tehlikeli ilaçlar barındıran dayanıksız ve gelişimi engelleyen bir besindir.

Dengeli Beslenmenin Ötesinde

Günümüzde diyetisyenler ve uzmanlar, dengeli ve sağlıklı beslenme hakkında ortalama bir fikre sahipler. Dengeli beslenme, günlük ihtiyaç duyulan besinlerin tüketimi demektir ve sağlıklı olmanın basit temellerini içerir. Günlük ihtiyaçlara göre çeşitlendirilmiş beslenme ise ilk kez Amerika Tarım Bakanlığı (USDA) tarafından yaşa ve cinsiyete göre (ayrıca hamile ve emzirme dönemindeki kadınlar için) detaylı dikkate alınmıştır. Beslenme uzmanlan ise kişiye özel farklı dengeli beslenme önerileri sunmakta eksik kalmıştır.

Bu biyolojik indirgemeciliğin anlamı şudur: Toplumu bir bütün olarak ele al, cinsiyet ve yaşa göre gruplandır, buna bağlı bir yol izle. Bu yöntem ise sadece açlık dönemlerinde, olağanüstü hâl dönemlerinde ve doğal afetlerden sonraki süreçlerde işe yarar. Asıl soru şudur: Kişisel beslenmemizi neden bu kadar basit bir değerlendirmeye bağlı kalarak yönlendirelim? Biyolojik olarak indirgenmiş beslenme önerileri, sıradan bir genellemeden başka bir şey değildir.

Diğer taraftan insan beslenmesi için en uygun model, beslenmeyi farklılıklara göre ele alan, polimorfizm, yani çokbiçimciliktir. Biz polimorfistler, insan vücudunun her bir hücresine kodlanmış olan özelliklerinin farklılığını dikkate alırız.

Geleneksel beslenme teorisinin de temel bir eksiği vardır; beslenmenin hastalıklar üzerindeki etkilerini tam anlamıyla detaylı ele almamaktadır. İstatistiksel sık karşılaşılan problemleri ortaya koyan artırmalar yapar. Beslenmeye bağlı olabilecek bu problemler yetersiz klinik araştırmalarla ortaya konur ve basit, yerel yöntemlerle incelenir. Bu yaklaşım ağırlıklı olarak, toplumsal normlar ve büyük kazanç getiren işlere yönelik bilgiler verir. Yiyecek ve ilaç üretim firmaları, beslenmeye yön veren kaynakların çoğunluğunu elinde tutar.

Kan Grubunuza. Göre Beslenme ilk yayımlandığında, eleştirmenlerin bilimsel niteliği taşımadığını belirterek tezimi göz ardı etmesine oldukça şaşırmıştım. Kan grupları ve niteliklerinin beslenme ve hastalıklar üzerindeki etkileri hakkında yapılmış yüzlerce araştırms var iken, nasıl oluyordu da bunu iddia edebiliyorlardı? Görüyorun ki, besin sektöründeki otoriteler belirli bir beslenme standardı oluşturuyor. Kan grubuna göre beslenme ile ilgili araştırmaların önerdiği yöntemler temel dayanak teşkil etmiyor ve bu araştırmaların bazı otoriteler nedeniyle kabul görmeye gücü yetmiyor.

Geleneksel beslenme teorisi değişmeye başlıyor. Benim gibi sentetik ilaçlar ve cerrahiden ziyade besinlerin doğal çözüm olabileceğini savunan uzmanların (natüropatlar) araştırmaları ve kan grubu bilimi artık daha fazla tozlu raflara kaldırılarak göz ardı edilemez. Doğrusu çabalarımın en önemli destekçileri, hastalarına kan grubuna göre beslenmeyi öneren medikal doktorlardır çünkü bu gerçekten işe yarıyor. Toplumun genel fikri, özellikli olmayan ve gerçek farklılıkları ortaya koymaktan uzak standart beslenme teorisini reddetme yönünde değişiyor.

Amerika Tarım Bakanlığı (USDA) Besin Piramidi ve daha eski -olan “Dört Temel Besin Grubu” teorisi, insan beslenmesi ile ilgili temel teşkil ediyor. Fakat hastalıkların tedavisini açısından, sadece besin eksikliğinden kaynaklanan hastalıkların önüne geçmek için önerilerde bulunuyor. C vitamini, bağışıklık sistemini güçlendirmek için önemli bir değerdir fakat iskorbüt* hastalığını önlemek için günde ortalama 64 miligram alınması yeterli görülür. Oysa bazı enfeksiyon türlerini ve diğer birçok hastalık türünü yenmede bu miktarın yirmi katma ihtiyacımız vardır. Besin eksikliğinden kaynaklanan hastalıkların önüne geçmek için yapılan öneriler, toplum olarak gerek duyduğumuz işlevsel ihtiyaçları karşılamada yetersiz kalmıştır. Bu yüzden detaylı bir tedavi yöntemi uygulamada en geçersiz açıklamalardır.

Nedense bu beslenme önerileri kendi değerini yaratabiliyor. Kötü beslenmeyi bu yönde değiştirme çabaları, dünya çapında büyük bir problemdir. Günümüzde işlenmiş besinler yerine lifli besinlerin tüketimi destekleniyor. Şüphesiz ki geleneksel beslenme teorisindeki öneriler sadece geleneksel çözümlerdir. Ya kötü beslenme konusunda mağdur edildiğinizin farkında değilseniz? Ya bütün besinleri tüketmeye başladıysanız? “Besinlerin ilaç olmasına ve ilacın besin olmasına özen gösterin” diyen Hipokrat’ın aksine modern beslenme teorilerinin prensipleri, ilaç ve besinleri birbirinden ayırmaktadır. Kan Grubuna Göre Beslenme ise bu ikisi arasındaki ilişkiyi tekrar inşa edecek önerilerde bulunuyor. Bunu, etkilerin çeşitlendirilmesi üzerinde çalışarak ve birbiriyle bağlantısı olmadığı düşünülen antropoloji, genetik, immünoloji* gibi birçok bilim dalını kullanarak başarıyoruz.

Tüm bu etkenleri açıklayan kapsamlı bir beslenme sadece bir beslenme teorisi tarafından açıklandı. Gerçek şu ki; sizin için en doğru beslenme şekli, kan grubunuza bağlı olandır!

Kan Grubu ve Amerika Tarım Bakanlığı Besin Piramidi

Kan grupları, Besin Piramidi önerilerini kesinlikle anlamlı bir hâle getirir. Piramit açıklaması, daha erken zamanlarda yapılan ve beslenme çeşitliliğini göz ardı eden indirgemeci modeli esas alır. Örneğin;

0 grubu basit bir öneri olan tahıl ağırlıklı beslenmeye uymamalıdır ya da süt ürünleri tüketiminden sadece B grubunda olanlar fayda sağlayacaktır. Besin Piramidi açıklaması belki sadece A grubundakilerin besin ihtiyaçlarını karşılamaya uygun olmaya yakındır. Hatta bir diğerinden ayırt etmenin güç olduğu yemek kategorisinde oldukça büyük bir etki vardır. Örneğin; B grubu düzenli et yemeye uygundur fakat tavuk, sindirim sisteminde düzensizliğe ve bağışıklık sisteminde zayıflamaya neden olabilir.

Benim en iyi tavsiyem, kendinizi bu boşluğa bağlı kılmamanızdır. Kan grubunuza uygun, kendi besin tablonuzdan oluşan bir beslenme şekli tasarlayın. Her kan grubuna uygun, kişiye özgü, günlük üç ile beş porsiyondan oluşan meyve ve sebzeler vardır.

Piramidin tepesinde yağlı et, yağlar ve şeker vardır. İnsanların yüzde kırkı için bu besinler tavsiye edilir olduğu hâlde bu besinlerin tedbirli bir şekilde tüketilmesi gerektiği belirtilir. Besin Piramidi sadece, Amerikalıların sağlıklı beslenmeleri için gerekli olanları açıklar. Diğer birçok konuda olduğu gibi her bir öneriyi ayrı değerlendirerek onları tecrübelerimize ekliyoruz. Bu öneriler iyi niyetli görünüyor fakat yetersizler… Besin Piramidi, sadece kötü beslenmeyi en aza indirmek için tasarlanmıştır. Temel esaslarının çoğunluğuyla, beslenmenin gerektirdikleri konusunda aydınlatıcı bilgiler vermekten oldukça uzaktadır.

Besin Farklılıkları

Beslenme, soyut bir bilim değildir. Beslenme; besinlerin birbiriy-le ilişkisi, onların vücut fonksiyonlarımızı nasıl etkiledikleri ve nasıl daha faydalı olabilecekleri hakkında çalışmalar yapan bir bilimdir. Bundan daha fazla ilişkili olan ne olabilir? Kan Grubuna Göre Beslenmeyi tam olarak kavramadan önce, bazı temel beslenme öğelerini tanımanız gerekiyor. Beslenme, besin tüketimi ve sindirimi ile ilişkilidir. Bu süreç; sindirim, enerji olarak kullanma ve kalan atıkları vücuttan atma şeklinde gerçekleşir. Besinler, vücut fonksiyonlarımızın normal çalışması için gerekli özlerdir. Yediklerimiz yeterli düzeyde, oksijen ve su gibi hayati önem taşıyan değerler içermelidir çünkü vücudumuz bunlar sayesinde üretime devam eder. Bu değerler; karbonhidrat, yağ, protein, vitaminler, mineraller, oksijen ve sudur.

Yediklerimin enerjiye dönüşümü, kalori dediğimiz bir enerji birimiyle adlandırılır. Temel besin ürünleri farklı kalori değerlerine sahiptir. Bir gram protein, dört kaloriye denk gelir. Bir gram karbonhidrat da dört kaloridir. Bir gram yağ ise beş kaloridir.

Besinler genel olarak dört ana başlık altında ele alınır. Bunlar; protein, karbonhidrat, yağlar, vitaminler ve minerallerdir. Kan grubunuza uygun olan beslenme şekline odaklanmadan önce, bu değerlerin besinlerdeki görevlerini detaylı inceleyelim.

Proteinler

İnsan vücudunun her bir hücresi belli oranda protein taşır ve depolanabilmesi için protein tüketimi önem taşır. Protein, vücut gelişimi ve doku onarımı için gereklidir. Proteinler, amino asit denilen bileşiklerden oluşur. Yirmi iki amino asidin on üçü, vücudumuz tarafından üretilebilir fakat kalan dokuzu yediklerimizden elde edilir. Et, sağlıklı olmak için gerekli olan amino asit sayısını sağlar. Fakat vejetaryen yiyeceklerin amino asit sayısı yetersizdir ve yeterli amino asit sayısını sağlamak için bazı yollarla tamamlanması gerekir. Kan grubunuza uygun bir şekilde lektin birleşmesini engelleyen baklagiller ve deniz ürünleri gibi besinler de gerekli olan protein sayısını tamamlayabilir.

Proteinleri saf olarak tüketemeyiz. Yediklerimizdeki protein, diğer çeşitli besinlerle bir araya geldiğinde ortaya çıkar. Bir dilim et %20 yağ olabilir fakat ne kadar protein aldığınızı değerlendirdiğinizde, yağ gibi başka elementleri de tükettiğinizi görürsünüz.

Karbonhidratlar

Karbonhidratlar en bol bulunan besin kaynaklarıdır. Basit ve karmaşık olarak ikiye ayrılırlar. Basit karbonhidratlar meyve şekeri (fruktoz), üzüm şekeri (glikoz) ve süt ürünlerinde bulunan galak-toz gibi şeker türleridir. Karmaşık karbonhidratlar ise basit şekerlere eklenen kimyasal karışımlarla doğada ya da sonradan vücutta tamamlanır. Tahıllar, yumru sebzeler ve toprak altında yetiştirilen bazı bitkilerin nişastalarında bulunur. Dünya çapında, besin enerjisinin üçte ikisi karbonhidratlardan sağlanır. Diğer enerji kaynakları ise yağlar ve proteinlerdir.

Birçok karbonhidrat, beslenmenin temel öğesi olan ve başka besinlerde bulunmayan lifler içerir. Lif, bitkisel besinlerdeki sindirilmeyen öğelerden oluşur. Selüloz gibi suda çözülmeyen lifler, başta buğday olmak üzere buğday kepeğinde ve meyve-sebzelerin kabuğunda bulunur. Selüloz, kalın bağırsakta bulunan, butirat denilen, yağ asidi şeklinde ve kalın bağırsak hücrelerinin enerji kaynağı olan bakteriler tarafından dönüştürülür. Butiratın bağırsak kanserine karşı koruyucu olduğu bilinir. Selülozun butirata dönüşmesi, liflerin olumsuz etkilerini ortadan kaldırır ve kansere karşı etkileri arttırır. Lifli beslenme kabızlık ve divertiküloz* gibi bağırsak problemlerini engeller.

Meyveler, sebzeler, tam tahıllı ekmekler, kabuklu yemişler ve baklagiller lifli beslenme için besin kaynağı oluştururlar. Suda eriyebilen lifler öncelikle meyve ve sebzelerde, baklagillerde ve kolesterol dengelenmesinde önemli bir rol oynayan yulafta bulunur. Aslında fazla lifli besinler, lektin içerme eğilimdedir. Yani fazla lifli beslenme, fazla lektin tüketme demek olabilir. Bu yüzden lifli besinlerin tüketiminde dikkatli olmalısınız.

Yağlar

Kalorisi yüksek bir besin kaynağı olan yağlar, genellikle metabo-lize edilmeden önce karbonhidratlara dönüşürler. Yağlar kırmızı et, beyaz et ve balık, süt ürünleri, sıvı yağlar, kabuklu yemişler, meyveler ve sebzeler, tahıllar, çekirdekler gibi doğada bir çok besin kaynağında bulunabilir. Hücre duvarında şekillenirler ve hormon üretimi için kaynak oluştururlar. Yağlar ayrıca, yağda çözünebilen A, D, E ve K vitaminlerinin dolaşım ve emiliminde oldukça önemlidir. Yağ asitleri besinlere göre, doymuş ve doymamış yağ asitleri olmak üzere ikiye ayrılır. Yağ tüketimi hücrelerin içindeki bazı zararlı maddelerin dışa atımını ya da diğer maddelerin taşınmasını sağlayarak, hücre yapısının bozulmasını engelleyen önemli bir güç kaynağıdır.

Yağların beslenme üzerindeki rolü oldukça karışıktır. İlk olarak hayatta kalmak için yağlara ihtiyacımız olduğunu unutmamalıyız. Fakat yağlar kimyasal bileşimlerine göre vücudumuza çeşitli etkilerde bulunabilir. Et ve süt ürünlerinde ya da sıvı ve katı yağlarda bulunan doymuş yağların tüketimine ihtiyacımız yoktur. Beslenmede önemli bir yeri olan çoklu doymamış yağ asidi ise balık, yeşil yapraklı sebzeler, kabuklu yemişler ve çekirdeklerde bulunur. Zeytin yağı gibi tekli doymamış yağ asidi içeren yağlar, tüm beslenme şekilleri için yararlı bir seçenektir. Bir diğer yararlı yağ da çoklu doymamış yağ asidi içeren fakat diğer çoklu doymamış yağlardan farklı olarak omega-3 içeren balık yağıdır.

Vitamin ve Mineraller

Çeşitli vitamin ve mineralleri içeren birçok besin, sağlıklı yaşam için oldukça önemlidir. Bilinen on üç tür vitamin vardır. Bunların dokuzu suda, dördü ise yağda çözünür. Suda çözünenler; C ve sekiz çeşidi olan B vitaminleridir. Yağda çözünenler ise; A, D, E ve K vitaminleridir.

Mineraller; sağlıklı yaşam için gerekli ve bir çok çeşidi olan, vücudumuzun kendi kendine oluşturamadığı inorganik maddelerdir. Kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum, potasyum ve klorür yüklü miktarda tüketilmesi gereken temel minerallerdir. Önemli olan fakat daha az miktarda tüketilmesi gereken mineraller ise; demir, çinko, selenyum, iyot, bakır, flor, krom, manganez ve molibdendir.

Vitamin ve minerallerin hücresel kullanımı kan grubuna göre farklılık gösterir. Kan grubuna göre beslenme daha çok bunların nerede tüketilmesi gerektiği ile ilgilenir. Her beslenme planına göre kendi içinde farklı önem taşırlar. Bu yüzden önemli olan ek olarak dışarıdan alınmamalarıdır. Vitamin ve minerallerin tüketiminde en önemli kural; sindirim ve metabolizma için gerekli miktarın, doğal . yollardan yani besinlerden sağlanmasıdır.

Kan Grubunun Önemi

Besinler hakkında bildiklerimiz önemlidir fakat kan grubuna göre uyumu hakkında sadece fikir verir. Elbette besinleri bir bütün hâlinde makro olarak ele almak gerekir fakat bazıları kan grubuna bağlı olarak bazı sistemlerinizi bozabilir ya da farklı etkiler gösterebilir. Kan grubunuz, besinlerin nasıl ve ne kadar tüketilmesi gerektiğiyle ilgili en güvenilir rehberinizdir.

Kan grubuna göre beslenme yeni bir beslenme şekli değildir fakat modern beslenme teorisinin genel esaslarına uyabilir. Kan grubuna göre beslenme, tarihteki yaşam biçimlerine göre şekillenen en köklü beslenme yöntemidir.



FaceBook Ekle Bunu, FaceBook Share Twitter Ekle Bunu, Twitter Share Digg Ekle Bunu, Digg Share” title= ”Google MySpace Ekle Bunu, MySpace Share Technorati Ekle Bunu, Technorati Share ”Delicious


Etiketler: , , ,

Yorum Yapın

yukari