Buradasınız : Ana Sayfa // Sağlıklı Yaşam // Derdinizi Doktorunuza Anlatırken

Derdinizi Doktorunuza Anlatırken


İlk görüşme ve hastanın ayrıntılı öyküsünün alınması

Anamnez, hastanın ayrıntılı öyküsünün alınması anlamına geliyor. Doktorların sağlık geçmişleriyle ilgili yönelttikleri sorulara hastaların verdiği yanıtlar doğru teşhise varılmasında son derece önemli.

• Hastanın yakınmaları nelerdir?

• Ne kadar zamandır bu belirtilerden şikayetçi?

• İlaç almasını gerektiren bir kronik hastalığı var mı? Hangi ilaçları kullanıyor?

• Ailede kalp ya da kanser hastası bulunuyor mu?

• Sigara içiyor mu?

• Alkol alıyor mu?

• Son zamanlarda iştahsızlığı var mı? Diyet yapmadığı halde kilo verdi mi?

• Ağrısı ne zamanlar oluyor? Ağrının özelliği nedir?

Doktorlar bir hastayla ilk görüşmelerinde altta yatan sağlık problemini bulabilmek amacıyla işte bu tür sorulardan faydalanırlar. Her hastaya yöneltilen bazı temel sorulara ilaveten uzmanlıklarına ve kişide şüphelendikleri rahatsızlıklara göre detaya girerler. Hastanın hekimine sağlık geçmişi ve kendisini muayene olmaya getiren yakınmalar konusunda doğru bilgi verebilmesi son derece önemlidir. Çünkü hastaların anlattıkları, hekimleri ön tanıda bazı sağlık problemlerine doğru yönlendirir. Bazı alternatiflerin ise elenmesine yol açabilir.

Dolayısıyla hastanın ağzından çıkan her söz, doktoruna verdiği her bilgi son derece değerlidir.

doktor-hasta-gorusmesi

GEREKSİZ DETAYLAR VEREN HASTALAR…

Hastaların psikolojilerine, kişiliklerine ve eğitim durumlarına göre hekimlerinin sorularını farklı biçimlerde algılayıp yanıtladıkları da bir gerçek. Mesela konuşurken gereksiz ayrıntılara giren bir grup hasta; şikayetleriyle ilgili önemli konulan söylemeyi unutabiliyor. Kısıtlı muayene süresi içinde lüzumsuz bir sürü detay arasında doktorların da kafası karışıyor. Bir de hekimlerin sorularına abartılı ya da yanlış yanıtlar veren hastalar var. Bu iki gruba giren hastaların doktorlarıyla yaşadığı iletişim sorunlarına bizzat şahidim. Nasıl mı?

Annem, doktoruyla konuşurken gereksiz ayrıntıların dipsiz kuyusundan bir türlü çıkamayan bir hastadır. Mesela tiryaki olduğu zamanlarda bir doktor anneme “Sigara kullanıyor musunuz?” diye sormaya görsün! “Doktor Bey, en büyük hatam bu” diyerek söze girerdi. Aslında iki defa bıraktığını, 1970’li yılların sonunda dilinde çıkan yara nedeniyle sekiz ay sigara içmediğini belirterek başladığı konuşması giderek dallanır budaklanırdı. Kendini suçlardı, neden bırakamadığını anlatırdı. Konu bir türlü ne kadar yıldır, kaç paket içtiğine gelemezdi. Bazı hekimler konuyu toparlamak için birkaç kez araya girse de, 2-3 dakikadan önce annemden doğru yanıtı almak mümkün olmazdı.

İşte, hekim-hasta iletişiminde yanlış anlamalara, bazı konuların atlanmasına yol açabilecek bir hata! Eğer bir hasta 20 dakikalık ideal muayene sürenin üç dakikasını hekiminin yönelttiği bir soruya harcıyorsa, gereksiz detaylarda boğuluyorsa doktorun vay haline! Tabii hastaya ayrılması gereken standart muayene süresinden bahsediyorum ben. Çoğu hastanede muayene sürelerinin 10 dakikayı bile geçmediği düşünüldüğünde, hastanın doktorunun bir sorusuna böyle detaylı yanıt vermesinin yaratacağı sıkıntıyı düşünün.

Hekimin upuzun konuşmanın içindeki bir cümlede geçen önemli bir bilgiyi atlama riski olabilir. Dağınık ve uzun konuşan hastalar doktorlarının da dikkatini dağıtabilir. Neyse ki annem sigaraya elveda diyebilme başarısı gösterdi de, gittiği hekimler üç dakika gibi önemli süreyi alan bir yanıttan kurtuldular. Ancak şimdi de doktorlarla görüşmesi konu “diyete ve aşırı kilo” konusuna gelince tıkanıyor.

EŞİM “ÇARPINTIM VAR” DEYİNCE…

Eşim ise, doktorunun sorusuna abartılı ve yanıltıcı yanıtlar veren hasta grubunda yer alıyor. Son aylarda yaşadıklarımız karşısında eşim gibi en eğitimli hastaların, sağlık IQ su yüksek kişilerin bile konu kendi sağlıkları olunca şikayetlerini doktorlarına doğru kelimelerle anlatmakta zorlandıklarına bir kez daha tanık oldum.

Kalp pili ve bir damarında stent olan eşim; yaz sonunda kontrol için gittiği hekimine son zamanlarda heyecanlandığında ve strese girdiğinde çarpıntısı olduğundan yakındı. Kardiyoloji doktoru da bu bilgiden yola çıkarak 24 saatlik holter testi istedi. Test sonucunda eşimin kalbinde ritimle ilgili herhangi bir soruna rastlanmadı.

İki gün sonra eşim gene çarpıntıdan yakındı. Üniversite yıllarımdan bu yana uykusuz kaldığımda, gazım varken ve özellikle adetimin ilk günlerinde zaman zaman “Sanki kalbimde bir kuş kanat çırpıyor” ya da “Kalbim dönüyor” diye tanımladığım ekstrasistollerim olur. “Acaba benzer bir şey mi hissediyor?” merakıyla eşimden kalbindeki çarpıntıyı tanımlamasını istedim.

“Kalbimde bir sorun olmuyor ki!” diye yanıt verdi.

“Nasıl yani? Ama çarpıntın var diyorsun” dedim.

“Göğsümde, boğazımda yanma, baskı oluyor. O sırada kalbimin çarptığını sanki boynumda hissediyorum” şeklinde karşılık verdi.

“Bunları niye söylemiyorsun o zaman? Çarpıntı diye doktorunu da yanlış yönlendiriyorsun!” dedim.

Eşimin kalp pilinin kontrol zamanı gelmişti. Bir taşla iki kuş vuralım diyerek, bu sefer kalp pilini takan diğer kardiyoloji doktorunu aradım. Eşimin yakınmalarını dinleyen ve 8 yıl önce kalp damarlarından birine stent takıldığını dikkate alan doktorumuz anjiyo önerdi. Yapılan girişimsel anjiyo sonucunda eşimin kalp damarlarında ciddi bir daralma tespit edilmedi, stentle ilgili bir problem olmadığı da görüldü.

Ancak hastaneden çıkınca eşimin yakınmaları giderek artmaya başladı. Bu arada gaz şikayetleri de doruğa çıktı. Kardiyologumuz eşimin daha önce reflü ve ülser tedavisi gördüğünü de bildiğinden, bir gastroentereloji uzmanına yönlendirdi.

“İŞTAHSIZIM” DİYE DOKTORUNU YANILTAN EŞİM…

6 yıl önce yapılan endoskopi sonuçlarını inceleyen sindirim sistemi hastalıkları uzmanı eşime sordu:

“Bu aralar iştahsızlığınız var mı?”

Eşimin verdiği yanıtı duyduğumda şaşkınlıktan bir an donakaldım.

“Evet, var. Bu aralar iştahım pek yok! Gerçi diyet yapıyorum ama yiyemiyorum, canım istemiyor eskisi kadar.”

Yaşadığım şaşkınlığı atlatıp eşime dikkatle baktım. Yüzünde çok ciddi ve dramatik bir ifade vardı. Bakışları endişe doluydu. “Böylesine yanı başındayken nasıl da fark etmedim” diyerek kendimi suçladım bir an. Ancak bu duygum ışık hızıyla beynimden geçip gitti. Sonra

sofradaki sohbetlerimizde büyük bir zevkle yemek yiyen görüntüsü canlandı gözlerimin önünde. Tabii gaz sıkıştırması nedeniyle yemeğini yiyemediği zamanlar hariç!

Doktor can alıcı bir soru daha sordu eşime:

“Son zamanlarda kilo verdiniz mi?”

“Evet, yaklaşık iki ayda 7 kilo verdim. Gerçi diyet yapıyorum ama… Zayıfladım, zayıflıyorum yani.” gibi cümleler döküldü dudaklarından.

Doktor, “Anlattıklarınızdan yola çıkarak, eski endoskopi sonuçlarını da dikkate aldığımda endoskopi öneriyorum size” dedi.

Eşim zaten böyle bir olasılığı daha önceden hekimiyle konuştuğundan aç karna ve kan sulandırıcı ilaç almadan gelmişti. Elinde bir gün önce yaptırdığı kanın sulanma oranını gösteren INR testi sonucu da vardı.

Endoskopi için hemen hazırlıklara başlandı. Anestezi uzmanı çağırıldı. Kalp hastalarında işlemin riskinin biraz daha yüksek olabileceği söylendi. Anestezi uzmanı doktor, kalbinin kasılma gücü başta olmak üzere eşimin sağlık geçmişiyle ilgili bilgileri almaya başladı.

Bu arada hemşire endoskopi işleminin tüm riskleri konusunda bilgilendirildiğini ve girişime izin verdiğini belirten onam formunu okuyup imzalaması için eşime uzattı.

Hemşireye beni işaret ederek “Lütfen eşime verin, O detaylı okur. Benim yerime imzalasın” dedi.

Hasta onam formunu elime aldım. Yüz binde bir, milyonda bir de olsa görünme ihtimali olan komplikasyonlar yazıyordu. Eşim, son bir ayda kalbinden iki minik cerrahi girişim geçirmişti: Önce anjiyo olmuş, sonra kalbindeki pil değiştirilmişti.

EŞİM YANLIŞ YANITLAR VERİNCE, DOKTOR KANSERDEN ŞÜPHELENDİ!

Eşimin gastroenteroloji uzmanıyla görüşmek istediğimi söyledim.

‘“Bu işlemin acelesi yok, sonra da yapabilirim’ demiştiniz ‘Eşim hazır geldim, şimdi yapalım dedi ama ertelemek acaba daha mı doğru olur? Son 30 günde kalbinden iki cerrahi girişim geçirdi çünkü”dedim.

“Amacım kanser şüphesini araştırmak ve ortadan kaldırmak. Yoksa endoskopi sonucu vereceğim tedaviyi değiştirmeyecek” diye söze girdi ve devam etti:

“Eşiniz iştahsızlıktan ve kilo kaybından bahsetti. Bu iki bulgu kanserden kaynaklanabilir. İştahsızlık ve kilo kaybı biz hekimler için alarm sinyali olabilecek iki belirtidir. Bu nedenle endoskopi önerdim ama söylediğim gibi acelesi de yok.”

Eşim, o an ağzından çıkan kelimelerin hekiminde yarattığı etkinin gücünü fark etti. “Önemli bir iştahsızlığım yok. Aslında iştahım var. Siz sorunca diyet yaptığımı ve iştahımı düşünüp cevap verdim” dedi.

Dayanamadım araya girdim.

“Doktor Hanım, inanın bir iştahsızlığı gerçekten yok. Hatta iştahı da yerinde. Evde ciddi bir şekilde ikimiz de diyet yapıyoruz. Kilo vermesinin nedeni de bu” dedim.

Endoskopi için giydirilen önlüğü çıkardılar. Doktorumuz bir aylık ilaç tedavisi verdi eşime. “30 gün sonra görüşelim. Ama bu ara ciddi bir iştahsızlık hissederseniz, kilo verme sorunu yaşarsanız beni arayın” dedi.

Öğlen olmuştu. “Belki endoskopi olmam gerekir” diye geceden bu yana hiçbir şey yemeyen eşimin hastaneden çıkar çıkmaz ilk kurduğu cümle“Ço/c açım, bir şeyler yiyelim hemen” oldu.

DOKTORLARIN SÖYLEMEK, HASTALARIN İSE ANLAMAK İSTEDİKLERİ

Gittiğimiz alışveriş merkezinde restoranların önünden geçerken lahmacun yiyen bir kadına ikimiz de çok imrendik. Kendimize ikişer lahmacun söyledik. Eşim lahmacun öncesinde bir kase çorba içti, sonra büyük bir iştahla iki lahmacunu kısa sürede midesine indirdi. İşin ilginç tarafı ben o sürede daha bir lahmacunu bitirmekle meşguldüm.

Biraz dolandıktan sonra acıkma sırası bana geldi. “Migren krizim tuttu. Canım sütlü tatlı istiyor” deyince, kendimizi bir kafede bulduk. Ben üç top vanilyalı dondurmayı yerken, “iştahsızım” yanıtıyla doktorunu kanser şüphesine sürükleyen eşim zencefil, elma, soda ve salatalık suyundan oluşan kocaman bir bardaktaki kokteyli içti.

İçtiği karışımı öylesine beğendi ki, “Mönüde bir tane daha vardı, Dur onu da tadayım” diyerek garsona sipariş verdi. Benim dondurmam bitmeden ikinci bardak meyve kokteyli eşimin midesindeki yerini çoktan almıştı. Eşime bakıp güldüm. “Sen mi iştahsızsın!” deyince ikimiz de kahkaha attık.

“Baksana yanlış, abartılı yanıtın yüzünden acilen endoskopi olacaktın. Seni endoskopiden kurtardım, artık dilime düştün” dedim. Şimdi bu olay eşimle aramızda neşeli bir hastane hatırası olarak kaldı Ancak, yaşadığımız bu olay doktorlarının sorularına hastaların farklı anlamlar yükleyebildiklerinin ve verdikleri abartılı, yanlış ya da eksik cevaplarla hekimlerini nasıl yanıltabildiklerinin en çarpıcı örneklerinden biri.

Hastaların psikolojileri, eğitim sevileri, geçirdikleri hastalıklar, gördükleri tedaviler sağlık konularındaki algılarını derinden etkileyebiliyor. Doktorların iştahsızlığı tıbben tanımlamasıyla, hastaların iştahsızlığa yükledikleri anlam arasında farklılıklar olabiliyor.

Hastalarla doktorlar arasındaki iletişimi olumsuz etkileyen başka faktörler de var. Mesela hastanın işitme sorunu olmasını, dil farklılığı gibi nedenleri bunlar arasında sayabiliriz.

Hekimlerin toplumda oldukça yaygın olan yorgunluk, iştahsızlık gibi yakınmaların tanımlanmasında kişiden kişiye farklılıklar olabileceğini dikkate almaları gerekiyor.

Böylesine kritik konularda, hastaların neyi ifade etmek istediklerinin tam olarak anlaşılabilmesi için doktorların halsizlik, iştahsızlık gibi tanımların içini dolduracak ek sorular yöneltmelerinin kuşkusuz faydası büyük.

HEKİMİNİZLE İLK GÖRÜŞMEDE NELERE DİKKATE ETMELİSİNİZ?

•    Doktorunuza yakınmalarınız hakkında söylemek istediklerinizi ve sormanız gereken soruları unutma ihtimalinize karşı bir kağıda not edebilirsiniz.

•    Muayene sürenizin sınırlı olduğunu ve sizden sonra randevusu olan başka hastalarının da hekiminizi beklediğini aklınızdan çıkarmayın.

•    İlk görüşmede hekiminiz hem ayrıntılı sağlık geçmişinizi alacak, hem de sizi dikkatle muayene edecektir. Bu nedenle doktorunuzun sorularını yanıtlarken lüzumsuz detayları bir kenara bırakın.

•    Hekimle görüşmenizde öncelikle şikayetlerinize odaklanın. Sizi bir doktora muayene olma ihtiyacı hissettiren yakınmalarınızı ayrıntılı olarak iyi tanımlayın.

•    Doktorunuzun sorduğu soruya odaklanın ve o konuda eksiksiz, doğru bilgiler vermeye çalışın.

•    Daha önce yaptırdığınız incelemelerle ve tahlil sonuçlarıyla ilgili sağlık arşivinizi de yanınızda getirmeyi unutmayın.

•    Yaptırdığınız son tetkikleri mutlaka yanınızda bulundurun. Sağlıkla ilgili raporlarınızı tarihe göre dizin. Çok eski, gereksiz sonuçları getirip doktorunuzun evrak yığını arasında kaybolmasına yol açmayın.

•    Eğer geçmişte ameliyat ya da pataloji gerektiren bir işlem geçirdiyseniz, raporları yanınıza almayı unutmayın.

Hekiminiz size kullandığınız ilaçları sorduğunda muayene heyecanıyla hatırlayamayabilirsiniz. Bu nedenle aldığınız ilaçların isimlerinden, dozlarından ve alınma zamanlarından oluşan bir liste de mutlaka yanınızda olsun.

Doktorunuzun size yönelttiği sorularda kullandığı bazı kavramları anlamazsanız, çekinmeden ne demek istediğini sorun.

Hekiminizin neyi sorduğunu tam anlamadan vereceğiniz yanıtların tanı aşamasında doktorunuzun da kafasını karıştırabileceğini göz ardı etmeyin.



FaceBook Ekle Bunu, FaceBook Share Twitter Ekle Bunu, Twitter Share Digg Ekle Bunu, Digg Share” title= ”Google MySpace Ekle Bunu, MySpace Share Technorati Ekle Bunu, Technorati Share ”Delicious


Etiketler:

Yorum Yapın

yukari