Buradasınız : Ana Sayfa // Sağlıklı Yaşam // Diyabet Ayağınızı Vurmasın

Diyabet Ayağınızı Vurmasın


Her yaştan ve cinsiyetten insan, genetik özellikler, yanlış beslenme ve hareketsiz yaşam gibi nedenlerle diyabet tanısı alıyor. Eğer siz de onlardan biriyseniz yeni yaşamınıza başlarken hayatınızın tüm yükünü taşıyan ayaklarınızın artık en çok ilgi bekleyen organlarınızın başında geldiğini bilmelisiniz.

diyabet ayak

İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Periferik Damar Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Selçuk Baktıroğlu, diyabet hastalarının ayaklarında yaşadıkları sorunlara kendini adamış bir isim… Prof. Dr. Baktıroğlu, diyabet görülme sıklığının 1998 yılında 20 yaş üstü yetişkinlerde yüzde 7-7 iken, 2010 yılında yüzde 13.7’ye yükseldiğini ve 2020’de yüzde 20’nin üzerine çıkmasının beklendiğini belirtiyor ve ekliyor; “Hasta sayısı bu kadar hızla artarken diyabetik ayak tablosuyla ilgili bilgi eksikliği devam ediyor. Diyabetik ayak tablosu, sağlık uzmanlarının ve hastaların iyi eğitilmesiyle bu alanda özelleşmiş merkezlerin kurulması sayesinde engellenebilir.”

Küba’dan gelen ve birkaç aydır Türkiye’de de uygulanan yeni bir tedavinin müjdesini de veren Prof. Dr. Baktıroğlu’na diyabetin ayaklarda yarattığı komplikasyonları sorduk.

KÖTÜ DOKULAR VAKUMLANIYOR

Diyabetik ayakta tedavinin birinci şartının enfeksiyonu ortadan kaldırmak olduğunu belirten Prof. Dr. Selçuk Baktıroğlu, bunun için gerekli basamakların ölü dokuyu uzaklaştırmak ve yarayı basıdan arındırmak olduğunu söylüyor. Diyabetik ayak tedavisinde son yıllarda en çok fayda sağlanan VAC cihazı ile ölü dokular temizlendikten sonra kalan ödem, şişlik ve kötü dokular tıpkı bir elektrik süpürgesi yöntemi gibi vakumlanıyor.

Diyabet en çok hangi organları etkiliyor?

Aslında bu hastaların ciltlerinden iç organlarına kadar bütün organlarında sorun var. Ancak hayati açıdan bakıldığında üç organ öne çıkıyor; gözler, böbrekler ve ayaklar. Dünyadaki körlüklerin bir numaralı nedeni diyabet… Gelişmiş ülkelerde diyalize giren insanların

yüzde 40-50’sinin diyabet yüzünden böbrek fonksiyonlarının bozulduğu görülüyor. Ülkemizde de bu rakam yüzde 34 civarında. Üçüncüsü ise ayaklardaki yaralar. Ayağını kaybeden insanların yüzde 50 ila 70’inin diyabet hastası olduğunu görüyoruz. Üstelik bu durum yaş ve cinsiyet ayrımı yapmıyor. Ayakta sorun yaşanmasının nedeni ise diyabete bağlı sinir hasarı yani nöropati… Bu nedenle ayakların bakımını, doğru ayakkabı seçimini ihmal etmemek gerekiyor.

Türkiye’de diyabetik ayak tablosu hangi oranda görülüyor?

Ülkemizde diyabetli sayısı 6.5-10 milyon arasında değişiyor. En düşük rakamı göz önüne alırsak, 6.5 milyon kişinin yüzde 10’unun ayağında yara olduğunu düşünürsek, 650 bin kişinin ayağında yara olduğu sonucuna varıyoruz. Bu çok ciddi bir sorun ve basit önlemlerle çözülebilir ancak bunun bir ülke politikası olması gerekiyor. Çünkü ayakta başlayan küçük bir yara sonunda ampiitasyona (ayağın kesilmesi) hatta hastanın ölümüne kadar gidebiliyor.

Tüm bunlar bilindiği halde neden hala bu aramalara geliniyor?

Çünkü hastalar kadar doktorlar da diyabetik ayak konusunu bilmiyor, kimse bu sorunun üzerinde durmuyor, uğraşmak istemiyor. Diyabet olduğunu bildiği halde ayaklarındaki yaralan ihmal edenler olabiliyor. Örneğin Tip 1 diyabeti olan genç bir kız, ayağında yara olduğu halde “Bu yaşta giymeyeceksem ne zaman giyeceğim?” diyerek ayağında travma oluşturan topuklu ayakkabıları giymeye devam edebiliyor.

Neden özellikle ayaklara dikkat etmek gerekiyor? Aslında ellerde de oluyor ama ayaklarda daha fazla çünkü ayaklar daha çok ağırlık taşıyor, devamlı yere bastığı için daha çok travma ile karşılaşıyor. Ancak bu hastalarda sinir hasarı nedeniyle görülen ağrısızlık nedeniyle hasta bu travmaları hissetmiyor ve yara oluşumunu engelleyemiyor. Dar ayakkabı giyerek, soğuk havada ayağını kalorifere uzatıp orada uyuyakalarak ya da plajda saatlerce çıplak ayak dolaşarak ayaklarında yara oluşumuna neden olan insanlar var. Ayaklardaki adale erimeleri sonucunda deformasyon oluşuyor, ayak tabanındaki basınçlar değişiyor, nasırlaşma oluyor. Ter ve yağ bezlerini kontrol eden otonom sinirler hasar gördüğü için ayaklar çok kuruyor. Oluşan çatlaklarda enfeksiyon gelişebiliyor. Ayaklarda bir damar tıkandığında en az kan en uca gidiyor, kanlanma azalıyor.

Öte yandan eldeki yaralar herkes tarafından görülebilirken ayaklar kapalı olduğu için fark edilmeyebiliyor ve ihmal ediliyor, iyileşmeyen enfeksiyonlar bu travmaların sonucu mu oluşuyor?

Enfeksiyonlar, nöropatinin ve damar tıkanıklığının yarattığı sorunlar sonucunda ortaya çıkıyor. Çok basit bir yara gibi başlıyor, hasta önemsemiyor, korkuyor ya da ağrı duymuyor ve doktora gitmiyor. Bunun sonucunda yaralar büyüyor ve enfeksiyon dirençli hale geliyor, iyileşme gerçekleşmiyor. Bu aşamada yardım etmek daha zor olduğu için bu insanları eğitmek gerekiyor. Koruyucu hekimlik ile yüzde 90 oranında yaraları önlemek mümkün.

NE ZAMAN AMELİYAT?

Prof. Dr. Selçuk Baktıroğlu, bazı vakalarda yarayı kanlandırmak için damar ameliyatları yapmak gerektiğini ancak kanlanmayı sağladıktan sonra yaranın iyileştiğini düşünmemek gerektiğini söylüyor. Prof. Dr. Baktıroğlu, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Tedavi yöntemi olarak çeşitli plastik cerrahi operasyonlar ya da cerrahi ameliyatlar yapılabilir ancak diyabetik ayak yarası üç ana yöntemle iyi edileblir; bilgi, göz, el… Çok okuyup bilmek, hastayı düzenli izlemek ve o yaraya uzaktan bakmadan, dokunarak incelemek…”

Gerçekleştirdiği sağlık atılımları ile son yıllarda tüm dünyanın dikkatini çeken Küba’da, diyabetik ayak konusunda yeni bir tedavi geliştirildi. 2011 yılında WIPO (Dünya Fikri ve Sınai Haklar Teşkilatı) tarafından en iyi buluş dalında altın madalyaya hak kazanan ilaç, birkaç aydır Türkiye’de de başarıyla uygulanıyor. Prof. Dr. Selçuk Baktıroğlu, epidermal büyüme faktörünün tedavi gücünü şöyle anlatıyor; “Doğadaki havyanlar yaralarını yalayarak iyileştiriyor. Bizler de elimizdeki bir yarayı ağzımıza götürüyoruz. Çünkü tüm canlıların tükürüğünde yaraları iyileştirici büyüme faktörü var. “

Peki bu ilaçtan ne zaman ve nasıl yararlanılıyor? Ölü dokular temizlenip, yaranın üzerindeki bası kaldırılıp, damarlandırma yapıldıktan ve enfeksiyon kontrol edildikten sonra dahi bazı yaralar yine de iyileşmiyor. Yaranın içinin adeta bir savaş meydanı gibi olduğunu söylen Prof. Dr. Selçuk Baktıroğlu, “Yaraya birçok hücre hücum ediyor. Kimi tamir ediyor, kimi yabancı dokuları yiyor, kimi temizliyor kimi de mikropları öldürüyor. Bu hücreler tarafından salgılanan büyüme faktörleri de var. Bunların bazıları yetersiz, bazıları olumsuz… ancak epidermal büyüme faktörünün olumsuz bir etkisi olmadığı ve tedavi için kullanılacağı anlaşıldı. Biz de artık her türlü işlem yapıldığı halde kurtarılamayacak olan ayağı bu ilaç sayesinde hücre düzeyinde canlandırıyoruzve yara kendiliğinden kapanıyor. Kapanmasa bile yaranın kanlandığını görüyoruz ve üzerini hemen deri grefti ile kapatıyoruz. Sonuçlar çok başarılı” diyor.



FaceBook Ekle Bunu, FaceBook Share Twitter Ekle Bunu, Twitter Share Digg Ekle Bunu, Digg Share” title= ”Google MySpace Ekle Bunu, MySpace Share Technorati Ekle Bunu, Technorati Share ”Delicious


Etiketler:

Yorum Yapın

yukari