Buradasınız : Ana Sayfa // Sağlıklı Yaşam // Farkında Yaşam Pratiği: Neden Meditasyon Yapmalıyız?

Farkında Yaşam Pratiği: Neden Meditasyon Yapmalıyız?


Kendinize hiç şu sorular sorduğunuz oldu mu?

Acaba ben tamamen şartlarımın, zorunluluklarımın, hastalıklarımın veya geçmişimin esiri miyim? Damarıma basıldığında agresif, müdafacı ve iddiacı olmak zorunda mıyım? Hayatım sadece otomatik plota bağlı olarak mı gelişiyor? Seçimlerim var mı?

yoga yapmak

Tecrübelerimizi kategorize etme ve yargılama alışkanlığı bizi mekanik bir tepkiler zincirine bağlı tutar. Karşılaştığımız her türlü duruma, geçmişteki tecrübelerimizin etkisiyle oluşmuş inançlarımız ve önyargılarımızla otomatik bir tepki verme alışkanlığımız var… Eğer hayatınızda biraz denge, kararlılık ve huzur arıyorsanız, problemleri, geçmişteki tecrübelerinizin ve tatminsiz düşüncenizin merceğiyle değil, tarafsız bir gözle görme alışkanlığını oturtabilmeniz gerekiyor…

Çevrenizde gelişen olayları sadece mantığınızla tecrübe ediyorsanız varlığınızı hissetmeniz çok zorlaşır. Aslında varlığınızı hissedebilmek o kadar zor değil, sadece kendinize farkında olarak yaşamayı hatırlatmanız gerekiyor. Farkında yaşama pratiğini günlük hayatınıza nasıl adapte edebileceğinizi ilk kitabımda açıklamaya çalışmıştım… Sofrayı hazırlamaktan, yemek yemeye, bulaşıkları toparlamaya, evi temizlemeye, bahçeyle uğraşmaya, duş yapmaya, dişinizi fırçalamaya, yürüyüş yapmaya, araba kullanmaya, telefonda konuşmaya, sevdiğinizi kucaklamaya kadar her türlü günlük rutin aktivitelerinizi anbean yaşayarak, içinde bulunduğunuz anı doğrudan algılayarak, bu pratiği uygulamaya başlayabilirsiniz. Amaç; sizi alışageldiğiniz düşünme şeklinizden, rutininizden çıkartıp dünyayı, yaşamı farklı bir şekilde tecrübe etmenizi sağlamak… Her şeyin çok farklı bir yönünü keşfetmeye başladığınızda, seçimleriniz ortaya çıkar.

önceleri bu tip bir pratiği yapmak biraz anlamsız ve zor gelebilir. Zaman, enerji ve disiplin gerektiriyor, aynen dişlerinizi fırçalamak, işe gitmek gibi. Yani gerektirdikleri genelde bize angarya gelen, günlük yaşantımızda mümkün olduğu kadar kaçmak istediğimiz şeyler… Şöyle bir uzanıp televizyon seyrederek düşüncelerimizi dağıtmak çok daha kolay. O zaman neden me-ditasyon yapmayı düşünelim, vaktimizi, kafamızı boşaltabileceğimiz ve zevk aldığımız şeylerle geçirmek varken, neden enerjimizi daha zoru için harcayalım?

Cevabı basit! Çünkü insanız. Ve sadece insan olduğumuz için doğuştan var olan doyumsuzluğumuz ve memnuniyetsizliğimizden kurtulamıyoruz. Bir süre bastırabilirsiniz bu duygularınızı… Kendinizi başka şeylerle oyalayabilirsiniz. Dışarıdan sanki her şey iyi gidiyormuş gibi görünmeyi de başarabilirsiniz, ama o umutsuz olduğunuz, her şeyin üzerinize geldiğini düşündüğünüz zamanlar var ya, işte onları kendinize saklarsınız.

Yeni bir işe başlarsınız, âşık olursunuz, para kazanırsınız, bir süre her şey çok iyi gider ve mutluluğu yakaladığınızı düşünürsünüz. Bir süre sonra hepsi anlamını yitirmeye başlar. Hayat gerçekte daha derin, daha anlamlıdır ama bir şekilde onu yakalayamazsınız. Bir başka deyişle hayata dokunamazsınız.

Kafanız karmakarışıktır ama bilinçaltında bir yerlerde daha farklı yaşayabileceğinizi, dünyaya daha farklı bakabileceğinizi, hayattan daha dolu tat alabileceğinizi bilirsiniz.

Bu duygusal iniş çıkışlarda kendinizi iyi hissetmek için edindiğimiz birtakım uğraşlara çok zaman ayırırsınız. Peki problem nerede? Anormal olduğunuz için mi? Hayır, dedim ya, sadece insan olduğunuz için. Var olan her insanın yaşadığı rahatsızlığı yaşıyorsunuz. Sanki içinize yerleşmiş pek çok kolu olan bir canavar gibi, kronik gerginlik, başkalarına karşı içtenliğin, şefkatin azlığı, kendinizi kapatma ihtiyacı, yetersizlik hissi sizi içten içe tüketir… Beynin içindeki o ses sürekli, “Yeterli değil, daha iyisini, daha fazlasını istiyorum,” der. Televizyondaki haberlerden sevdiğiniz bir şarkının sözlerine kadar kıskançlık, yetersizlik, ıstırap, stres, tekrar tekrar duyacağınız temalardır. Peki tüm bu doyumsuzluğa, ıstıraba çözümümüz nedir?

“Keşke” sendromuna takılı kalıyoruz. Keşke daha çok param olsaydı, keşke beni daha çok seven biri olsaydı, keşke 20 kilo ve-rebilseydim, keşke saçım kıvırcık/düz olsaydı, boyum uzun olsaydı, keşke, keşke… Bu arada hayat akıp gitmeye devam ediyor ve biz de keşkelerle yaşamaya devam ediyoruz.

Oldukça tatsız bir tanımlama gibi görünüyor, değil mi? Aslında değil… Tatsız ve sevimsiz görünmesinin nedeni, sıradan bir zihnin dar perspektifle bakmamız…

îşte o alıştığımız hayata bakış şeklimizin dışında bu evrene bakabileceğimiz tamamen değişik bir perspektif var. Tecrübelerinizi yaşarken asılı kalmayacağınız, bazı şeyleri bloke edip görmezden gelmeyeceğiniz, dur durak bilmeyen düşüncelerinize, geçmişinize esir olmayacağınız bir düzey…

Huzur ve mutluluk… Hepimizin aradığı bu. Ama bitmek bilmeyen ihtiyaçlarımızla bu arayışı zorlaştırıyoruz.

Yemek istiyoruz, para istiyoruz, seks istiyoruz, sevilmek istiyoruz, sahip olmak istiyoruz, saygı istiyoruz… Pek çoğumuz için mutluluk, istediğimiz her şeye sahip olmak. Ancak bunlar bizi mutlu etmiyor gerçekte.

Başka bir seçeneğimiz daha var. Sonsuz istek ve “keşke”lerin çemberinden çıkarak, düşüncenizi kontrol edebilmek. Bu demek değil ki, amaç ve uğraşlarınızdan vazgeçin, yola uzanın ve herkes üstünüze basıp geçsin.

Tam tersi, gayet normal görünen hayatınıza devam edin ama tamamen başka, yeni bir perspektifle.

Normal günlük aktivitelerinizi yapmaya devam edin, ama isteklerinizi takıntı boyutuna getirmeden… Ulaşmak istediğiniz şey için uğraşın tabii, ama bedeli sağlığınız ve sevdikleriniz olmasın… Bir şeyden korkuyorsunuz diyelim, çok normal ama bu korkunuz adım atmanızı engelleyecek düzeyde olmamalı… işte bu tip bir düşünce şeklini meditasyon pratiğiyle yaratabilirsiniz. Şimdiye kadar kimliğiniz olmuş inanç şekliniz ve takıntılı düşüncenizden sıyrılıp yeni bir bakış açısı oturtmak kolay değil, yıllar sürecek bir değişim gerektirir. Ama her şeyi kendi istediğimize uydurmak için kontrol etmek imkânsız. Yani zor olanı, imkânsız olana tercih edebilirsiniz.

Bu dünyada doğru gitmeyen bir şeyler var. Memnuniyetsizlik, eksik motivasyon, depresyon, panikatak, saldırgan ruh hali ve buna benzer pek çok psikolojik hastalıklar hepimizin ortak sorunu haline geldi. Medeniyet adına, maddeselliğe duygusal ve ruhsal varlığımızı ezerek yatırım yapılmış olmasının cezasını çekiyoruz belki de. Medeniyet, insanı tabiri caizse dışta ‘yontuyor’, meditasyon ise içte besliyor ve yumuşatıyor. Hepimiz eğitime inanıyoruz; ancak bilgi insanı medeni yapar, cezalandırılacağınızı bildiğiniz ve sonuçlarından korktuğunuz için kanuna uymak başka, ahlaki olmadığını düşündüğünüz için çalmayarak veya ne olursa olsun insan hayatına saygı duyduğunuz için öldürmeyerek kanuna uymak başkadır…

Meditasyon düşüncenin disiplinidir. Düşüncenizi eğitmekle yapacağınızı hiç kimse sizin için yapamaz. Hiçbir anne baba, hiçbir arkadaş, eş, hiç kimse… Mutluluğu ancak iyi disiplin edilmiş düşünce getirir. Meditasyon bakış açınızı genişletir ve anlayışınız ne kadar artarsa, o kadar esnek, o kadar şefkatli olursunuz. Kendinizi anladığınız için başkalarını da anlarsınız, yani kendi hislerinizi daha yakından tecrübe edip hatalarınızı anladığınızda, başkalarınınkine daha esnek olur, hoşgörü gösterirsiniz. Kendinize şefkat duyduğunuzda, başkalarına da şefkat duymak otomatik olarak gelir. Meditasyonun amacı özgelişiminizi sağlamaktır. Karakterinizi değiştirir, kendi düşüncelerinizi, davranışlarınızı çok derinden anlamaya yönlendirir. Meditasyon sizi bu dünyanın iniş çıkışlarıyla yüzleşmeye hazırlar. Düşünce gücünüz, konsantrasyonunuz artar. Çevrenizi, yargılarınızla ve hayalinizde olmasını istediğiniz gibi değil, gerçeğiyle, olduğu gibi algılarsınız ve karşı koyma ihtiyacınız azalır.

Evet, hepimiz birbirimizden farklı düşünüp hareket edebiliriz. Ancak bir başkasının farklılığına kafayı taktığımız zaman problem ortaya çıkar. Normal insan kıskançlık ve egoizmle doludur. Mesela yolda yürürken karşılaştığımız bir hemcinsimizle hemen kendimizi karşılaştırırız. “O benden daha iyi görünüyor,” veya “Ben daha zayıfım,” gibi… Görüntümüzü, başarılarımızı, potansiyelimizi, sahip olduklarımızı, zekâmızı sürekli başkalarıyla karşılaştırırız, çekememezlik hissiyle yaşarız. Bu tip bir rekabet olumsuz hislere sahip olmamıza ve insanlardan soğumamıza, aramıza bir duvar örmemize sebep olur.

Meditasyonla, takıntılardan kurtulup bir seçiminiz olduğunu fark edeceksiniz. Yani her şeyi kıskançlığımız, önyargımız, öfkemiz ve hayalimizin gözlüğüyle değil, olduğu gibi görme yeteneğini kazanacaksınız. Çünkü normal düşüncemizde hoşumuza gitmeyen şeyleri görmezden gelir, hoşumuza gidenlere ise asılı kalırız. Egomuz görüşümüzü bulandırır. Düşüncelerinizi şöyle fark ederek bir incelerseniz, pek hoşunuza gitmeyecek, biraz acı gerçekler bulacaksınız. Mesela; bencilliğinizin, egonuzun ne kadar esiri olduğunuzu (ben doğruyum, herkes yanlış), önyargılarınıza asılı kaldığınızı ve hepsinin ötesinde kendinizi sevmediğinizi göreceksiniz. Farkındalık pratiği olan meditasyon, size, kendinize yüzde yüz dürüst olmayı öğretecektir, ancak eksiklerimizi gerçekten fark edersek gelişebiliriz. Diğer türlü istemediklerimizden kaçarak, istediğimize asılı kalarak sürekli acı çeker, korku temelli bir hayat yaşar ve kendimizi hem duygusal hem de fiziksel olarak yıpratırız.

Meditasyonda amaç, beyninizi tamamen boşaltmak değil. Her ne kadar bizi bazen çileden çıkartan takıntılarımızdan kurtulmak şahane bir şey olsa da, asıl amaç; kendimizi tarafsız bir gözle fark edebilmek, düşünce disiplini kazanmak ve gerçeği sadece alıştığımız perspektifle değil, farklı yönleriyle görebilme yeteneği geliştirmek. Bu şekilde, kendi duygularınıza karşı gösterdiğiniz olumsuz tepkilerin; egonuzun, önyargılarınızın ve negatif histerinizin etkisinden kaynaklandığını göreceksiniz ve bu hislerin gölgesinde kalmadan tepki vermeyi, kendinizi daha iyi hissettirecek seçimlerinizi fark edeceksiniz.

Eh, bu kadar açıklama meditasyona bir şans vermek için yeterli mi? Ama bunlar sadece kâğıt üstündeki sözler, meditasyo-nun ne işe yaradığını tam olarak anlamanız için tek bir yol var, o da ilk adımı atmak…

Burada yapmanızı istediğim, kendinizi sakin ve tarafsız bir şekilde izlemeniz ve bu şekilde özellikle duygularımızdan kaynaklanan davranışlarınız hakkında biraz daha anlayışlı olabilmeniz. Farkındalılığınızı artırmanız. Her zamanki yolunuzdan dışarıya adım atabilmeniz, şartlarınıza ve şartlarınıza tepkilerinize başka bir pencereden bakabilmeniz -günlük yaşamda epey kullanabileceğiniz bir beceridir bu.

Bazı değişimleri hemen görmeye başlayacaksınız ama esaslı değişim yıllar sonra ortaya çıkacak, ilk başta bir değişim görmeyince hiçbir işe yaramadığına inanıp hemen hevesiniz kırılabilir ama bu dünyanın gerçeği; iyi şeyler maalesef çabuk ele geçmiyor. Bu süreçte öğreneceğiniz en önemli şey sabır. Meditasyona karşı yaklaşımınız şöyle olmalı: Bütün teorileri, önyargıları unutup “Hayatın gerçek doğasını anlamak istiyorum. Bunu, başkasının açıklamasıyla değil, kendim tecrübe ederek anlamak istiyorum,” deyin.

Yukarıda yazdıklarım işin teorisi, şimdi gelelim pratiğine…

Uygulayabileceğiniz değişik meditasyon türleri var, ancak bu kitapta bahsetmek istediğim Farkındalık (Vipassana) Meditasyonu. Yani her şeyi olduğu gibi, gerçek haliyle görebilme.

Düşüncenizi içinde bulunduğunuz anla birleştirebilmeniz için, benim kendimi en rahat hissettiğim ve size de önerebileceğim başlangıç, nefesinize konsantre olmanız. Düşüncenizin bir noktaya odaklanması için zihinsel bir şeye ihtiyaç vardır: Nefes. Her an burun deliklerinizden akan, her an kolaylıkla hissedebileceğiniz, akışına vücudunuzun tepkilerini izleyebileceğiniz tek şey nefes ve bu, burnunuzun tam içinde.

Düşünceniz nefesinizi bulmakta zorlanmayacağı için nefesinize konsantre olmak en uygunu… Örneğin, kendinizi rahatlıkla nefesin geliş gidişine, nefes alıp verdikçe göğsün ve göbeğin kalkış ve inişine verebilirsiniz… Farkındalık meditasyon pratiğini uyanık olduğunuz her an yapabilirsiniz.

Ne zaman en uygun?

Sabah uyanır uyanmaz meditasyon yapmak en uygun zamandır. Günün koşuşturmacasına ve sorumluluklarına başlamadan ve daha zihniniz tazeyken… Sabah meditasyon yaparak güne başladığınızda, gün boyunca karşınıza çıkacak her türlü problemle daha etkili ve bilinçli bir şekilde uğraşırsınız… Problemleri biraz daha hafiften ele almanızı sağlar.

Akşam saati meditasyon yapmak da, gün boyunca beyninizi doldurmuş olan bir yığın düşüncenin ağırlığından kurtulmak için iyi bir fırsat. Uyku öncesi, zihninizi biraz tazelemek ve yenilemekle daha rahat bir uykuya kendinizi hazırlamış olursunuz.

Nasıl oturulur?

Omurganın doğal uzantısını koruması ve bele baskı yapmaması için katlanmış bir battaniyenin üzerine bağdaş kurarak oturun. Kalçanızı arkanıza doğru çekin. Dizleriniz problemliy-se rulo yapılmış bir havluyu dizlerin altına yerleştirin, dizler rahatlasın.

Nefes

Gövdenin iki yanını uzatarak, omurganın ve boynun uzunluğunu hissedin.

Göğsü yükseltin ve genişletin. Sopa gibi durmayın, dik oturmak adına kas gerginliği hissetmemelisiniz. Omuzlar kulaklardan uzak ve tamamen rahat olsun… (Oturma pozisyonunuzu mümkün olduğu kadar uzun süre tutabileceğiniz rahatlık için biraz deneme yapın… Eğer yerde oturmak sizin için mümkün değilse, hiç problem değil, sandalyede sırtınız dik oturun.)

Bakışlarınız yumuşak olsun veya gözlerinizi kapatın, yüz kaslarınızı ve çenenizi gevşetin.

Dikkatinizi burun deliklerinizin arasına vererek, derin bir nefes alın ve nefesi bırakırken havayı yavaşça karından itin.

Şimdi sakin bir şekilde, omuzları kasmadan karnınızdan nefes alın…

Nefesi verirken alt karın kaslarını canlı tutarak havayı yavaşça dışarı itin.

Nefes alırken zorlamadan, doğal haliyle göğüs kafesi genişliyor, nefes verirken karın itiliyor… Devam edin.

Nefes alırken göğüs kafesi genişliyor, nefes verirken hava yavaşça karından itiliyor.

Verdiğiniz nefes derinleştikçe, aldığınız nefes de yavaşça derinleşiyor, fark edin…

Şimdi nefesi doğal haline bırakın ve izlemeye devam edin. Rahat ve ritmik… Zorlamadan, doğal akışını değiştirmeye çalışmadan izleyin…

Kendinizi burun deliklerinizdeki hisse verin. Serin havayı yavaşça içinize çekin, ılık havayı burun deliklerinden bırakın. ..

Nefes almayı tamamladığınızda, nefesi vermeye başlamadan bir ara vardır, o arayı ve o aradan sonra nefes verişinizin başlangıcını fark edin. Nefes vermeyi tamamladığınızda, tekrar bir ara vardır, nefes almaya başlamadan tekrar o arayı fark edin. (Yani nefes alıp verme sırasında iki kısa ara var, nefes almanın ve nefes vermenin sonunda. O kadar kısa bir andan oluşur ki bu aralar, belki de şimdiye kadar hiç hissetmediniz. Ancak farkındaysanız hissedebilirsiniz.)

En başta nefes alış verişleriniz kısa ve düzensizdir, çünkü düşünceniz rahat ve sakin değildir. Şimdi bu hatırlatmadan sonra “kısa nefes alıyorum, kısa nefes veriyorum” diye yargılamadan devam edin. Yargıladığınızı veya nefes alıp veriyorum diye düşündüğünüzü fark ettiğiniz anda, tekrar, zorlamadan nefesi izBazen zihninizde sürekli aynı şeyi tekrarladığınızı fark edersiniz. Bu çeşit düşünce, vücutta gerginlik yaratır, kalp atışınızı hızlandırır, ancak siz bu etkiyi, gerginliğinizi fark etmezsiniz bile, çünkü düşünceniz tüm dikkatinizi kapmıştır. Yani düşünce akışını fark etmek ile fark etmeden düşünmek arasındaki fark büyük ama bunu anlamak zor. İşte nefese konsantrasyon, bu farkı görmenizi sağlar ve nefesi hissetmeye devam ettikçe, düşünce akışınız yavaşlar ve düşüncelerinizi izleme yeteneğiniz artar.

Bu yapılan nefes egzersizi değil. Sadece nefesi doğasıyla, kendi ritminde, değiştirmeye çalışmadan izleyebilmek. Yeni başlayanlar burada biraz zorlanıyorlar. Bu hissi yaşamak için nefeslerini yönlendirmeye çalışıyorlar, sonuçta konsantre olabilmek yerine daha rahatsız edici bir hisse kapılıyorlar. Burada nefesi kontrol etme ihtiyacınızı fark edin. En başta biraz rahatsız olabilirsiniz çünkü kontrol etmeye alışıksınız, bir süre sonra pratik arttıkça, maniple etme ihtiyacı azalacaktır.

Aynı şekilde, düşüncelerinizi izlerken bu düşüncelerin illaki sizin gerçekleriniz olmadığını anlamaya başlamanızla, üstünüzdeki ağır bir yükten kurtulmanız gibi bir şey. Bir anda hafiflersiniz. Örneğin gün boyunca yapmamız gerekenlerin uzun bir listesini hazırlarız zihnimizde… “Bu listedeki her şeyi bugün yapmam gerekiyor,” diye kendinizi şartladığınızda, bunun sadece bir düşünce olduğunu fark etmezseniz, o listedeki her şeyi o güne sığdırmak için kendinize yaptığınız eziyeti, gaddarlığı fark etmeden tüm enerjinizi harcarsınız, öbür yandan, böyle bir düşünce ortaya çıktığında, şöyle bir durup bunun sadece bir düşünce olduğunu, gerçeğiniz olmadığını fark ederseniz, o zaman gün içindeki aktivitelere kendinizi kaptırmadan önce, gerçekten neyin yapılması gerektiği ve öncelikleriniz konusunda daha gerçekçi kararlar verebilirsiniz. Gün içinde ne zaman durmanız gerektiğini bilirsiniz ve hayatınızı idare etmek daha kolaylaşır… Diyelim ki, bir şeye sinirlendiniz. Eğer tamamen bilinçsizseniz, o şeye tepkiniz otomatik olarak ve olması gerektiğinden de olumsuz ve yıpratıcı olacaktır. Çünkü bu şekilde tepkili yaşamaya alışmışız. Farkındalık pratiğinizi geliştirdikçe bu tip düşüncelerinizi, vücudunuzun tepki verme ihtiyacı ortaya çıkmadan fark edebileceksiniz, bu da size, nasıl bir tepki vermeniz gerektiği konusunda zaman kazandıracaktır… Yani artık otomatik olarak tepki vermiyorsunuz, bir seçiminiz var. Tepki verme ihtiyacınıza karşı gelemeseniz bile, düşüncelerinizin ve egonuzun bu tepkiyi vermenizdeki etkisini daha iyi gözlemleyebildiğiniz için, olumsuz hislere asılı kalmaktansa, kendinizi daha çabuk toparlayabilirsiniz.

İşte ne kadar sıradan bulduğumuz, gün içinde tamamen unuttuğumuz ve ancak yaşamımızı sürdürecek kadar kullandığımız nefes, aslında ne kadar ilginç ve bize çok farklı kapılar açabilecek bir araç.

Şunu da belirteyim, tüm bu süreç içinde bazen aklınızı kaybettiğinizi hissedebilirsiniz, çünkü düşünceleriniz bir maymun gibi oradan oraya atlıyor ve siz kontrol edemiyorsunuz. Hiç problem değil. Aslında dün olduğunuzdan daha deli değilsiniz, tek fark, siz bu gerçekle ilk defa yüz yüze geliyorsunuz. Ama şaka bir yana, ilk defa problemden kaçmak yerine, üstüne giderek yüzleşmeniz; bedeninizle, varlığınızla barışık yaşayarak, edindiğiniz tecrübenin sizi değiştirmesine izin vermeniz, alıştığınız kabuktan çıkabilmeniz, kendinize ve çevrenize şefkat duymaya başlamanız hayatınıza bir anlam kazandırır…

Farkında yaşam ile sıradan otomatik pilotta yaşamın farkı, bakış açısının genişliğiyle ilgilidir…

Farkındalık tecrübeniz arttıkça, yaşamınızın da, duygularınız gibi, düşünceleriniz gibi değişebileceğini daha bir kabul etmeye başlayacaksınız. Yani kötü tecrübelere karşı koyup iyi tecrübelere asılı kalma alışkanlığınızı ve bu yüzden çektiğiniz ıstırabı daha derin anlayıp bu evrendeki her şeyin benzer ritmi olduğunu; gelip gittiğini, kalkışı ve inişi olduğunu (aynı nefes ve vücut gibi) daha rahat görebilip kabul edebilmeye başlayacaksınız.

Yarın eşinizi, annenizi, en yakın arkadaşınızı kaybedecek olsanız ne yaparsınız? Ya da en beklemediğiniz bir anda işten atıldınız, mal varlığınızı kaybettiniz, ağır bir trafik kazası geçirdiniz, nasıl tepki göstereceksiniz? Size ya da en yakınınıza kanser teşhisi konsa, bunun acısı ve korkusyyla nasıl yaşayacaksınız? Kendi ölümünüzün yaklaştığını bilseniz, bununla nasıl yüzleşeceksiniz? Kronik ağrılarla nasıl baş edeceksiniz? Bu saydığım şansızlıkların en az birkaçı hepimizi bulacak. Çoğumuz yaşadığımız süre boyunca sevdiğimiz birini kaybediyoruz, ara ara hastalıklarla uğraşıyoruz ve hepimiz bir gün öleceğiz. Bunlar kabûs senaryoları değil, sadece hayatın gerçekleri… Asıl kâbus, değişimi kabul etmeden, korku içinde yaşamamız… Ya da başınıza ne gelirse gelsin, ruh sağlığınızı ve dengenizi kaybetmeden hepsiyle açıkça yüzleşecek olgunluğa erişmeyi öğreneceksiniz. Bu durumda da belki daha az acı çekmeyeceksiniz ama farkındalık, acı çektiğiniz bir anda bile bir çeşit rahatlık sağlar, dengenizi kaybetmezsiniz, buna bütünlüğünüzü, gücünüzü hissetmenin rahatlığı diyebiliriz. Seçim sizin…

Farkında yaşam pratiğini aylar, hatta yıllarca sürdürme kararlılığınızın olması için, kritik zamanlarda size yol gösterecek olan vizyonunuzu geliştirmeniz çok önemli. Bazen bu vizyon değişebilme, kendi olabilme pratiğinizi sürdürmek için tek motivasyonunuz/desteğiniz olacaktır. Vizyonunuzun bir bölümü, hayat şartlarınızla ve geçmişteki tecrübelerinizle, inançlarınızla ve değerlerinizle oturmuşken, diğer bölümü de farkında yaşam pratiğiyle birlikte etrafınızdaki her şeyi (vücudunuz, tavırlarınız, düşünceniz, zevkleriniz, başkaları, hatalarınız, başarılarınız, kaybettikleriniz, doğa, kısaca her anınızı…) öğretmeniniz olarak görmeye başlamakla şekillenecek, gelişecek. Çoğunlukla gözlerimizle değil, düşüncelerimiz ve fikirlerimizle görürüz. O kadar dalgınızdır ki, önünden geçtiğimiz bir çiçeğin akıl almaz renklerinin ne kadar mucizevi olduğunu, tüm mükemmelliğiyle orada öyle durduğunu fark etmeyiz bile. Farkında
yaşam pratiğini uyguladığınızda, etrafınızdakiler aynı sıradan-lıkta dururken, değişen, sizin onları daha dolu bir şekilde tecrübe ve takdir etmenizdir. işte bu yüzden, etrafımızdakilerle ilişkilerimizden çok şey öğrenebiliriz, çünkü bize düşüncelerimizi yansıtırlar, düşüncemizi fark edip değiştirebildiğimiz zaman bakış açımız genişler, bakış açımız genişlediği zaman da fırsatlarımız, seçimlerimiz artar.



FaceBook Ekle Bunu, FaceBook Share Twitter Ekle Bunu, Twitter Share Digg Ekle Bunu, Digg Share” title= ”Google MySpace Ekle Bunu, MySpace Share Technorati Ekle Bunu, Technorati Share ”Delicious


Etiketler: , ,

Yorum Yapın

yukari