Buradasınız : Ana Sayfa // Sağlıklı Yaşam // Gönlü dinlendirmenin önemi

Gönlü dinlendirmenin önemi


GÖNÜL YORGUNLUĞU

gonul yorgunluguAnadolu’muzun çoğu köşesinde depresyona gönül yorgunluğu dendiğini duyduğumda çok heyecanlanmıştım. Çünkü depresyon, gerçekten de yol açtığı ‘heves kaybı’ nedeniyle tam bir gönül yorgunluğu’ durumu yaratıyor.

Mutsuz, yorgun ve bitkin bir dervişe sormuşlar: “Canın ne istiyor?” Dervişin yanıtı pek kısa olmuş: “Canım hiçbir şey istememeyi istiyor.”

Yorgunluğu, özellikle de gönül yorgunluğunu anlatan en güzel anekdotlardan biridir bu.

Yorgunluk ve enerjisizlik biz hekimlerin en sık karşılaştığı yakınmadır. Doktor muayenehaneleri keyifsiz, bitkin, hayattan hiçbir zevk alamayan insanlarla dolu. Kime sorsanız “Enerjim kalmadı, pilim bitti” diyor.

ÖNCE BAĞIŞLAYIN

Son yıllarda ne kadar önemli olduğu anlaşılan ruhsal ilaçlardan biri bağışlamaktır. Bağışlamak, ruhsal bagajı boşaltıp hafiflettiği, duygu ve düşünce alanını genişlettiği, yeniden başlama fırsatı verdiği için önemlidir. Uzmanlara göre bağışlamak, geçmişin yükünü atmanızı, manevi gücünüzü artırmanızı ve her şeye yeniden başlamanızı kolaylaştıran bir haslet. Kalp ve beyin sağlığının en önemli düşmanlarından biri olduğu artık kesinleşen kindarlık ve öfkeden uzak durmanın yolu da bağışlama alışkanlığını kazanmaktan geçiyor.

ANAHTARI MOTİVASYON

‘Enerji’ sözcüğü, bedensel anlamda ‘fiziksel bir işe başlamak ve o işi sürdürmek için gerekli güç’ anlamına geliyor. Gönül yorgunluğu ise sadece bedensel bir bitkinliği yansıtmıyor, yani yalnızca kaslarla bağlantılı bir durum değil. Bedensel bir probleminiz olmadan da, sırf ruhsal veya zihinsel nedenlerle yorgun, bitkin, isteksiz hatta ‘hayata küskün’ ve ‘gönül yorgunu’ biri olabilirsiniz. Dahası, yeterli ölçüde ruhsal enerjinizin olması, bu ‘derin yorgunluk’ haline son vermeye yetmez. Zihinsel enerjinizi harekete geçirmeniz için önemli bir manivelaya ihtiyacınız vardır. Bu ‘manivela ya da ‘kontak anahtarının adı motivasyon! Motivasyon -dürtü- sihirli bir kelime! O olmadan hiçbir şey tam olamıyor. İşte kaygı durumu, yani depresyon da en çok onu etkiliyor ve motivasyon eksikliği, gönül yorgunluğu tuzağına düşmenizi kaçınılmaz kılıyor. Motivasyonunuz yoksa bir işe ‘başlamak’ konusunda bile yetersiz kalıyorsunuz.

SONRA DOKUNUN

Dokunmak, okşamak ve mümkünse kucaklamak, önemli bir ruhsal destek sağlıyor. Dokunmanın iyileştirici ve koruyucu etkisi aslında binlerce yıldır biliniyor. Masaj geleneği yüzlerce yıllık gücünü dokunmanın iyileştirici etkisinden alıyor. Fırsat buldukça tokalaşmak, kucaklaşmak, el ele, sırt sırta, omuz omuza olmak bedene de ruha da iyi geliyor. Dokunmanın sakinleştirdiği, beyinde endorfin üretimini arttırarak böbrek üstü bezlerinde DHEA üretimini artırıp kortizol seviyesini azaltarak sağlığa iyi geldiği bilimsel olarak da gösterilmiş. Ayrıca okşamak, masaj yapmak, dokunarak sevmek çocuklarda büyüme hormonunu artırıyor; okşanan, sevilen, dokunulan bebekler daha hızlı büyüyor.

YORGUN DERVİŞ SENDROMU

Canınız yatağınızdan kalkıp duş almayı bırakın, parmağınızı kıpırdatmayı bile istemiyor. Evinizin günlük işlerini yapmayı, giyinip süslenip şöyle bir dışarı çıkmayı, hatta işe gitmeyi bile arzulamıyor. İşinize zor bela gidebilseniz bile canınız yeni bir projeye başlamayı, yeni bir şey üretmeyi istemiyor. Kısacası eğer ‘bir şeyler yapma dürtünüz’ yoksa bedensel ve ruhsal enerjinizin yeterli olması ‘bitkin bir gönül yorgunu’ olmanıza engel olamıyor. İşte o zaman siz de o yorgun dervişlerden biri oluyorsunuz. Sizin de canınız ‘hiçbir şey yapmamayı istemeye!’ başlıyor.

Eğer yorgunluk durumunuza ‘huzursuzluk, uyku bozukluğu (uykusuzluk, erken uyanmalar, uyku bölünmeleri), kas gerginliği, sinirlilik, alınganlık, nedensiz ağlama eğilimi, odaklanma kusuru’ gibi kaygı durumunun diğer belirtileri de eklenmişse, bitkinliğinizin giderek büyüyen bir gönül yorgunluğunun işareti olabileceğini de hatırlatalım.

OLUMLU DÜŞÜN UZUN YAŞA!

Gönlümüzün yorulmasına engel olmanın, onu daha sağlıklı, şen ve coşkulu tutmanın da yolları var elbette. Yeni tamamlanan bir çalışma olumlu düşünce gücünün önemini yeniden hatırlattı. Araştırmanın sonuçlarına göre, insan beyni doğal olarak ve de doğuştan ‘iyimser’ olmaya eğilimli bulundu. Olumlu düşünmenin sağlıklı ve uzun yaşama mükemmel bir destek sağladığı da biliniyor. Bir başka deyişle, ‘iyimserlik’ ömrü uzatıyor. Yeniden hatırlatayım: İyimser çabuk iyileşir… Olumlu ve mutlu bir hayatı olan orta yaşlıların, olumsuz düşünmekte ısrar edenlere oranla neredeyse 20 yıl daha uzun bir ömür sürdükleri anlaşılıyor. İyimserler daha az hastalanıyor, hastalanınca daha çabuk iyileşiyorlar. Genelde fiziksel ve ruhsal alanda daha az sorun yaşıyorlar. Daha sakin ve mutlular. Daha iyi uyuyor, daha dinç ve keyifli uyanıyorlar. Bağışıklık sistemleri daha güçlü. Tansiyonları daha dengeli. Şekerleri daha normal seviyelerde. Kısacası, beyni bildiğinden şaşırtmamakta ve onun doğal olarak sahip olduğu iyimserlik hali içinde bırakmakta fayda var. Her iyi insan, iyimser insandır…



FaceBook Ekle Bunu, FaceBook Share Twitter Ekle Bunu, Twitter Share Digg Ekle Bunu, Digg Share” title= ”Google MySpace Ekle Bunu, MySpace Share Technorati Ekle Bunu, Technorati Share ”Delicious


Etiketler: , , , ,

Yorum Yapın

yukari