Buradasınız : Ana Sayfa // Sağlıklı Yaşam // Gün boyunca canlı olabilmek

Gün boyunca canlı olabilmek


Güne Başlarken

Sabah uyandığınızda yataktan uçarak kalkmayın, önce fiziksel olarak nasıl hissettiğinizi fark edin. Gün boyunca canlı olabilmek için bu bilinci korumalısınız. Örneğin güne sıcak bir şeyler içerek başlamanız, sizi rahatlatıp kendinizi biraz daha hazır hissettirebilir.

dinlenmek

Duş alın ve vücut kremiyle rahatlatıcı bir aromaterapi yağını karıştırın, masaj yaparak vücudunuza sürün, cildinizi canlandırın. Bu, kendinize verdiğiniz değeri, bakımı gösterir, başkası fark etmese de…

Giyiminizin rahat olmasına özen gösterin. Bütün gün “eve bir gitsem de şu üstümdekileri çıkartıp atsam” düşüncesine takılı kalmayın. Giysinizin kumaşının rahat bir materyal olması, cildinizi kavraması yürüyüşünüzü bile değiştirir.

îşe gittiğinizde, kısa molaları ne zaman vereceğinizi önceden planlamayı alışkanlık haline getirin. Günün yoğunluğuna bir kez kendinizi kaptırdınız mı, vücut o baskıyı iyice yüklenip ve taşıyamaz hale geldikten sonra ancak aklınız başınıza gelir. Yani hayatınızın bir denge içinde olması gerektiğini hatırlatın kendinize. Ara ara vücudunuzu açacak mini rahatlama egzersizleri yapın.

Öğle yemeğinizi hafif tutun. Yedikten sonra pişman olmayın. Ayaküstü atıştırmak yerine, şartlarınız elverdiği ölçüde yemek için hoş bir atmosfer yaratın kendinize. Yemeği ofiste, masanızda yiyorsanız; hiç olmazsa plastik tabak ve çatal kullanmaym. O sıkışık, stresli güne bir ara verdiğinizi hissedin. Aceleci yaşam tarzımız da yemeği aynı şekilde aceleyle yememize sebep oluyor; vücudunuza ve düşüncelerinize göstermeye başladığınız farkındalığı, yediklerinizle ve yeme şeklinizle de sürdürün.

Vücudunuza bakın, çalıştırın, dinlendirin. Yoksa kendinizi ihmal ederek boşa harcamış olduğunuz enerjinin faturası, ileride size çok pahalıya patlayacaktır. Yani ödeyeceğiniz bedel çok yüklü olacaktır (kronik ağrılar, kalp-dolaşım sorunları, depresyon ya da daha ciddi hastalıklar…) Bu işin doğası böyle… Bu pratikleri uygulamak için vücudu daha yakından tanımaya başlamanız gerekiyor.

Yukarıda verdiğim örnekler vücudunuza yapabileceğiniz önemli yatırımlardır. Bu alışkanlıklar bir kez oturduktan sonra, sadece görüntünüze takıntdı yaşamak yerine, daha sağlıklı yaşamanın temelini de atmış olursunuz.

Mini Rahatlamalar…

Aşağıda göstereceğim mini rahaüamalar için gün boyunca yaratabileceğiniz pek çok mini anlarda, bir zırh halini almış vücudunuzdaki gerginliği, kasılmayı çözebilir ve kendinizi bu rahatlığa bırakabilirsiniz… Bu şekilde vücudunuza, gerginliğe bağımlı kalmamayı, gerginliğini atmaya alıştırabilirsiniz. Vücudunuz bu tip bir rahatlığa bir kez alışmaya başlarsa, o üst üste toplanan negatif enerji içinizde kaskatı sıkışıp kalmaz, bir yandan akıp gider… Dolayısıyla olaylara tüm benliğinizle tepki göstermeyi bırakırsınız. Bunu boşverdiğiniz, kaçtığınız veya zayıf olduğunuz için değil, vücudunuz daha rahat ve güvende hissettiği için yaparsınız.

Küçük bir örnek vereyim. Trafikte araba kullanırken düşüncelerinize dalmış gitmişsiniz, sürekli kendinizle konuşuyorsunuz. Bu arada muhtemelen omuzlarınız kasılmış, dişleriniz sıkılı, nefesi ancak yaşayacak kadar alıyorsunuz ve vücudunuza atıp beni içimde bulunduğum ana getiriyor. Havlunun enseme yaptığı o hafif baskı, masaj etkisi göstererek o bölgede yoğunlaşmış olan kasılmanın yayılmasını, çözülmesini sağlıyor.

Amaç, gerildiğiniz anda el alışkanlığıyla sigaraya sarılmak yerine, nefesinizi hissedebileceğiniz, kendinizi bırakabileceğiniz anlara vücudunuzu alıştırmak. Çünkü o sigaradan bir nefes çektiğinizde evet, dünya şöyle bir duruyor, problemler o an için kayboluyor ve stres kontrol altında… Ama ne kadar süreyle? Bir sonraki gergin anınıza kadar… (Bu konuyu ilerideki bölümlerde daha detaylı inceleyeceğiz.)

Düşüncelerinizle İlişkinizi Değiştirin

Saat sabahın 4’ü… Hâlâ uyku tutmadı. Kalbiniz deli gibi atıyor, sanki bir sonraki seferde duracakmış gibi… Çocuklarınızın sağlığı için endişeleniyorsunuz ya da maddi problemler var ya da sevdiğinizi kaybetme korkusu… Eşiniz hiçbir şeyden habersiz yanınızda derin uykusunda, peki nasıl oluyor da sizin gördüğünüz hiçbir tehlikeyi o görmüyor? Görse zaten bu kadar rahat uyuyabilir mi? Veya yerden 12.000 metre yukarıda, uçaktasınız. Türbülansa girdiniz, sizin korkudan eliniz ayağınız titriyor, mideniz bulanıyor, içiniz çekiliyor, yanınızdaki adam ise gayet rayaptığınız bu baskının farkında bile değilsiniz. Kendinizi tamamen kafanızda kurguladığınız senaryoya kaptırıp gitmişsiniz. Vücudunuzda toplanmış olan bu gerginliği atabilmeniz için önce fark etmeniz gerekir, öyle değil mi? Ancak bu farkındalığı kazandıktan sonra gerginliğinizden kurtulabilirsiniz. Araba kullanırken veya bilgisayar önünde çalışırken, yani omuzlarınızı kasıp nefesinizi tutuğunuzu veya düşük düzeyde aldığınızı fark ettiğiniz her an ve her yerde “nefesinizi tutup rahat bırakın kendinizi”. Bir süre sonra, alışkanlık halini almış bu fiziksel tepkilerimizin hepsini fark edip bu pratiği uygulayarak gerginliğin tüm vücuda yayılmasını engellemiş olursunuz, bu da kendinizi daha iyi hissettirir, vücudun gönderdiği sinyalleri görmenizi sağlar.

Bu da başka bir pratik: Kendinizi bazı düşüncelere kaptırdığınızda ne kadar gerginleştiğinizi fark edin. Mesela gecenin bir saatinde uykudan uyanıp ertesi gün yapmanız gereken önemli bir telefon görüşmesini hatırlayabilirsiniz… Bu görüşmeyi hatırlamanız, ertesi gün yapmanız gereken diğer şeyleri düşünmeye başlamanıza neden olabilir. Patronunuzla yapacağınız konuşmayı beyninizde tekrarlayıp durursunuz. Bir düşünce atağından diğerine geçiş devam ettikçe yatağın içinde dönüp durursunuz. Çözüm; düşünceleriniz hız kazanmadan beyninizde olanları fark edebilmek, düşünce atakları başlamadan “işte aynı şeyi yapıyorum” diyebilmektir. Gece uyandığınızda ertesi günkü konuşma için aklınıza bir fikir geldiyse, bunları başucunuz-da bulunduracağınız bir not defterine yazın ve uykunuza devam edin…

Küçücük bir hareket bile günün gerginliğini, özellikle ensede yoğunlaşan kasılmayı rahatlatır… Resimde görüldüğü gibi ensemin altına (baş değil) yerleştirdiğim küçük havluyla birkaç dakika uzanmam ve o esnada sakin akan nefesimi hissetmem bile, omuzlarımı rahatlatarak vücudumda toplanmış negatif enerjiyi hat, filmi izlemeye devam ediyor. Nasıl oluyor da aynı şartları yaşayan iki kişi, o şartlara bu kadar farklı reaksiyon gösterebiliyor? Acaba bazıları diğerlerinden daha mı sinirli doğuyor? Yoksa siz de onlardan biri misiniz?

Bir tehlike anında vücudumuzda oluşan fizyolojik tepki zincirinden önceki kitabımda bahsetmiştim. Saldırı veya kaçma… Ancak bu tepki zinciri, tehlike olmadığı zamanlarda bile bizleri kontrol ediyor. Yani şu an hiçbir tehlike olmadığı halde vücudumuzun hep bir şey olacakmış gibi tetikte olması gibi. Savunma sistemimizi uyanık olduğumuz sürece aktif tutmak vücudumuzu bir zırha çevirir. Üstüne; herhangi bir şeyin istediğimiz gibi gitmediği zaman kurduğumuz senaryolara, vücudumuzu saldırıya veya kaçmaya hazır tutan küçük endişeler de eklenince, duygusal olarak yorulup tükenir ve netliğimizi kaybederiz. Önlem almaz, bilinçsiz yaşarsak, vücudun en küçük probleme karşı bile gösterdiği otomatik reaksiyon kronikleşir. Çoğumuz kendimizi sürekli yorgun, gergin, endişeli, sıkıntılı hissediyoruz; kronik kas gerginliği, baş ağrısı, yüksek tansiyon, kalp rahatsızlığı gibi bedensel rahatsızlıklar ve psikolojik hastalıklarla yaşıyoruz.

Kompulsif düşünce toplumun hastalığı haline geldi. Çoğumuz beynimizin içindeki sesi durduramıyor, ardı arkası kesilmeyen düşüncelerimizin esiri olup kapana kısılmış hissediyoruz. Aklımıza gelen ve kontrol edemediğimiz en küçük bir düşünce bile, kendimize çok ağır baskı yapmamıza sebep olabiliyor. Beyninizin içinde geçen konuşmaları fark ederek bir dinleyin. Bu ses sürekli yorum yapar, yargılar, şikâyet eder, karşılaştırır, beğenir, beğenmez… Genelde içinde bulunduğumuz anla ilgili değil, geçmişle ilgili yargılar veya gelecekle ilgili endişelerle doludur düşüncelerimiz… Tüm dikkatinizi sadece düşünceleriniz alıyorsa, varlığınızı hissedebilmenize imkân yok! Korku ve endişe dolu düşüncelere asılı kalarak yaşamak, içinizdeki enerjinin tamamını tüketir, yaratıcılık ve motivasyonu yok eder.

Pek çok insan strese karşı koyarak yaşamayı hiçbir şeye sinirlenmeyecekler, tepki göstermeyecekler; kötü niyetlileri, zor yaşam koşullarını görmezden gelecekler gibi değerlendiriyor. Bunun mümkün olmadığını ben de biliyorum. Burada, kendi kendimize yarattığımız stresten ve baskıdan söz ediyorum… Kontrolümüz ve isteğimiz dışında gelişen her şey bizim için birer stres unsuru… Eh insanoğlunun kontrol mekanizmasının ne kadar kuvvetli olduğunu göz önüne alacak olursak, stresten neden bu kadar yıprandığımızı anlamak için deha olmaya gerek yok.

Günün akışı içinde stres nedeni ne olursa olsun, ister eşinizle kavga etmiş olun, ister patronunuza sinirlenin, tüm gün her şey ters gitmiş olsun, vücut en çok sizin kendinize yaptığınız baskıdan yoruluyor. Yani size zarar veren o olay değil, o olaya verdiğiniz tepki. Şartlarınızın, olmasını istediğinizden farklı gelişiyor olmasına karşı koymanız…

Çözüm; bazı şeyleri olduğundan farklı görmek için ısrar ettiğiniz ve alışkanlıkla tepki gösterdiğiniz anları fark edip kendinize baskı yapmanın, yargılamanın şart olmadığını hatırlamanız…

Bu tip bir pratik; özellikle bizi çok duygusallaştıran düşüncelerimizi kimliğimiz olarak görüp bilinçsiz tepki gösterme alışkanlığından çıkartır.

Sisteminizin nasıl işlediğini bir kez kavradıktan sonra, işe, o gününüzü rezil eden pek çok küçük soruna bakışınızı ve tepkilerinizi değiştirmekle başlayabilirsiniz… (Bu konuyu, takip eden bölümde daha geniş açıklayacağım.)

Kontrol mekanizmanızı esnekleştirecek teknikleri hayatınıza adapte edebilmeniz de çok önemli. Günümüzde ne kadar çok insan olur olmaz depresyon ilaçlarıyla yaşıyor… Vücuttaki bu tip bir yükün sadece haplarla giderileceğine inanmak çok yanlış… Antidepresan ve sakinleştiricilerin yanında; davranış terapisi, bilinç terapisi, yoga meditasyon, egzersiz, yaşam tarzını değiştirmek (başlangıç olarak şeker, nikotin, alkol ve ağrı kesicileri azaltmak/kesmek), de daha kalıcı ve sağlıklı rahatlamanızı sağlayacak yöntemler arasındadır. Hatta 10 dakikalık bir ayak masajı bile, alışkanlıkla gerdiğiniz kasları bırakmanıza ve bir zırha dönüşen vücudun çözülmesine yardımcı olur…

Ruh halinizin değiştiğini fark edin.

Ruh haliniz sizi çok yanıltabilir. Moraliniz iyiyken, hayat da mükemmeldir. Sorunlarınızı pek abartmazsınız, bakış açınız biraz daha geniştir, problemlerin çözümleri daha kolaydır, ilişkiler daha ılımlıdır, eleştirildiğinizde daha alttan almasını bilirsiniz. .. Moraliniz bozuk olduğu zamanlarda ise hayatınızın olduğundan daha kötü olduğuna inanabilirsiniz. Şartlarınız dayanılmayacak kadar zor ve katıdır, bakış açınız çok daralır, etrafınızda olan her şeyi şahsi alırsınız, insanları yanlış anlayıp alınganlık yaparsınız…

işte fark etmeniz gereken önemli bir şey: İnsanlar ruh hallerinin değiştiğini pek fark etmezler de birdenbire, bir gün içinde, hatta bir saat içinde hayatlarının veya şartlarının iyileştiğini ya da kötüleştiğini düşünürler. Yani moraliniz sabah kalktığınızda iyiyse eşinizi, işinizi, arabanızı çok seviyorsunuzdur, ama öğleden sonra moraliniz bozulursa bu sefer, eşiniz başınızın derdidir, işinizden nefret edebilir, ne kadar uğraşsanız hiçbir yere gelmeyeceğinizi düşünürsünüz. Bu kadar ani ve büyük değişiklik biraz acayip görünse de (dışarıdan), hepimiz böyleyiz. Aynı şartlara (ev, iş hayatı, potansiyelimiz vs.), ruh halimize göre tamamen farklı bakarız, perspektifimiz geniş veya dar olarak.

İşin gerçeği, ruh halinizin değişkenliğinin kaçınılmaz bir insan doğası olduğunu fark edip kendinizi iyi hissetmediğiniz zamanlarda hayatı berbat görmektense, bu hissin geçici olduğunu, ruh haliniz değişince kendinizi daha iyi hissedeceğinizi hatırlatın kendinize… Moralinizin yerinde olmadığı zamanlar, hayatı analiz edeceğiniz zamanlar olmasın.



FaceBook Ekle Bunu, FaceBook Share Twitter Ekle Bunu, Twitter Share Digg Ekle Bunu, Digg Share” title= ”Google MySpace Ekle Bunu, MySpace Share Technorati Ekle Bunu, Technorati Share ”Delicious


Etiketler: ,

Yorum Yapın

yukari