Buradasınız : Ana Sayfa // Moda // İlkbahar-yaz modası 90’lı yıllarımızı geri veriyor

İlkbahar-yaz modası 90’lı yıllarımızı geri veriyor


İlkbahar-yaz modası GRUNGE akımının pek SOFİSTİKE açılımlarını yaparken bize de çaktırmadan 90’lı yıllarımızı geri veriyor. Bir başka deyişle: …

Bu umursamaz tavrı bir yerlerden hatırlıyorum. Hem de çok net. Benim gibi Christy, Linda ve Helena’lar aracılığıyla süpermodel kavramı ile tanışıp, asla onlar gibi görünemeyeceğini anlayınca hemen sola çark eden ve stil oluşumu adına geçirdiği evrimi müzik kulvarından aldığı ilhamla tamamlayan herkes, 90’lı yılların 2013 İlkbahar-Yaz koleksiyonlarındaki etkisini fark etmiştir.

luks ve salas

Podyumlara çaktırmadan ağırlığını koyan, lüks dokunuşlu salaş görüntülerden söz ediyorum. Bu umursamaz tavrın, aslında üzerinde çok çalışılmış kareler olduğunu bilsem de, biraz da kendimi kandırıp, sanki hiçbir şey değişmemiş gibi eski bir kasedi itina ile başa sarıyorum.

Bu sezon bol keseden 90’lar nostaljisi yapan moda, Seattle kökenli, asi ruhlu, salaş görünümlü Grunge akımını da yeniden gündeme getiriyor. Biz de, “Yataktan yeni kalkmış” imajıyla ortalıkta dolaştığımız ve (ekseriyetle her şeye karışan annemizden) duyduğumuz yegane stil önerisinin, “Böyle mi çıkacaksın, git üzerine doğru düzgün bir şeyler giy” olduğu günlere tırıs tırıs geri dönüyoruz. Bir yandan da feci şekilde yaşlandığımızı hatırlıyoruz. Düşünsenize, Nirvananın Nevermind albümünün çıkışının üzerinden 22 sene geçmiş bile.

Son kullanma tarihi 90’lı yılların sonuna tekabül eden Grunge, sezon podyumlarında yeni bir jenerasyonla tanışırken, artık yaşını başını almış ‘bize bir kez daha kendini beğendirmek ve ‘iki kere rafine olmak için özel bir çaba harcıyor. Ve nihayetinde, Grunge ile lüks tanımlarını aynı cümle içinde kullanmak, cümlemize nasip oluyor bu sezon. Tezatlar sadece lüks ve salaş buluşmalarında yaşanmıyor. Kurt ile Courtney’lerin birbirine girdiği sezonda, bir kez daha kendimizi kıyafederimizin feminen-maskülen denge ayarıyla oynanmış halde buluyoruz. “Üsder iyi ama aldar uh!” ya da tam tersi. Ayna karşısındaki görüntümüzü inşa ederken, kat üstüne kat çıkmak da serbest.

Ancak işin sırrı, üzerimizdeki en az bir parçanın ‘tailored’, hatta mümkünse biraz da allı pullu olması.

Mesaj kaygılı tişörder, iki beden büyük kesimler ve elbette giyim kuşam tarihinin tozlu sayfalarında hatırı sayılır bir yere sahip olmalarının yanı sıra her türlü isyan içerikli müzik ya da moda akımının da resmi forma motifi olan ekoseler başrolde.

Renk ve desen çırpma konusunda pek kimselerin eline su dökemediği Dries Van Noten, İlkbahar-Yaz Koleksiyonunda farklı ton ve ebatlardaki kareleri aynı fotoğraf karesinde buluşturmakla kalmayıp, salaş Grunge modasını lüks kavramı ile tanıştırmak maksadıyla, ekoseyi tafta, ipek ya da şifon gibi havalı kumaşlar üzerinde sergiliyor. Koleksiyonda kimi zaman iriden hallice çiçek desenleriyle de yan yana gelen ekosenin, Dries Van Noten’ın yorumuyla, yıllarca oduncu gömleklerine koyduğu ağırlıktan sıyrılıp yükte hafiflediği ortada.

Ancak Rihanna ile beslenen bir nesil için pek bir anlam ifade etmeyen Grunge modası, neticede en çok 35’inden gün almışlara hitap edeceğinden, Dries Van Noten da ticari düşünüp, ekosenin hakimiyetindeki koleksiyonuna ağırbaşlı bir hava katmayı unutmamış. Gelsin, kalem etekler ya da uçuşarak yerleri süpüren şifon versiyonları…

Diğer tarafta Phillip Lim, ekose ve çiçek desenlerinden kolaj yaptığı koleksiyonunda, yırtık jean ya da kargo pantolonlar, sloganlı tişört ya da tişört elbiseler, deri motorcu ceketleri ve iri takalarla bilekte bağlanan botlardan bir başka ‘sofistike Grunge portresi çiziyor.

Ekosenin transparan kumaşlar üzerindeki kullanımına bizi iyiden iyiye alıştıran koleksiyon, bir yandan günümüzün sokak modasına ithafta bulunurken; ‘1 Love New York’ klişesi, bele bağlanan gömlekler ve her bir görüntünün kendi içinde barındırdığı uyumlu-ama-uyum-suz katmanlarıyla, 90’lı yılların giyim kuşam anlayışına yön veren, “Hiç zahmet etmedim” ruhunu birebir yansıtıyor.

Koleksiyondaki ayakkabılara PJ ya da Courtney gibi isimler vermesi de, Phillip Lim’in İlkbahar-Yaz sezonu üzerinde çalışırken, hangi yönden esen ilham rüzgarına kapıldığını delil mahiyetinde ortaya koyuyor zaten.

Smells like teen spirit… Buyurun, moda dünyası size 90’larımzı geri veriyor. Genç görünmek (ve hissetmek) için Botoxcu doktorlar peşinde koşacağınıza, sezon alışverişine çıksanıza. Ya da vazgeçin bu sevdadan, olsun bitsin. Yani Nevermind.



FaceBook Ekle Bunu, FaceBook Share Twitter Ekle Bunu, Twitter Share Digg Ekle Bunu, Digg Share” title= ”Google MySpace Ekle Bunu, MySpace Share Technorati Ekle Bunu, Technorati Share ”Delicious


Yorum Yapın

yukari