Buradasınız : Ana Sayfa // Kariyer ve İş // Kadınlar nereye koşuyor

Kadınlar nereye koşuyor


Sosyal ve ekonomik dünyada çok daha aktif ve güçlü kadınlarla karşı karşıyayız son zamanlarda. Erkeklerse çoğu zaman onları geriden takip ediyor. Yoksa ataerkil düzenin sonu mu geliyor?

kadınlar-1Usame Bin Ladin’in öldürüldüğü operasyonu konu alan Kathryn Bigelovv’un “Zero Dark Thirty” filminde, entelektüel ve güçlü bir kadın olan CIA ajanı “Maya”yı canlandıran, PakistanlI teröristleri alaşağı eden Jessica Chastain; bu rolle sadece aksiyon filmlerindeki erkek egemenliğini yıkmakla kalmıyor, özellikle post endüstriyel toplumlarda görülen bir paradigma değişikliğine de atıfta bulunuyordu. Bu rolüyle Altın Küre’de “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü kazanan Chastain, izleyicinin kadınları farklı rollerde görmeye alışamadığını söylüyor. Oysa kadınları, özellikle gelişmiş ülkelerde önemli pozisyonlarda görmeye alışmamız gerek. Kadınlar bir zamanlar erkeğin rol tanımına giren birçok görevi başarıyla yerine getiriyor. 2012 sonlarında Amerika’da yayınlanan, gazete-ci-yazar Hanna Rosin’in kaleme aldığı kitap “The End Of Men”, kadınların bu yükselişinden bahsederken erkeklerin güç kaybettiğini vurguluyor.

The Atlantic’te çalışan, “Kitabım asla feminist bir manifesto değil; sadece günümüzde kadınların kendi kurallarını empoze etmeye başladığını gözlemliyorum” diyen Amerikalı yazar Rosin’in savunduğu, “Yeni Anaerkil Düzen” bir ütopyadan mı ibaret, yoksa gerçek mi?

KADINLAR MATEMATİKTE DE BAŞARILI!

Genel anlamda bazı önemli verilere dayanarak erkeklerin bazı alanlarda etkinliklerini kaybettiklerini, kadınlarınsa yükselişe geçtiğini savunuyor Hanna Ro-sin. Özellikle sosyal zeka ve iletişim yeteneğinin fiziksel gücü alaşağı ettiği günümüz post-modern çağında, kadınların gerçekten de sosyal ve ekonomik arenada öne çıktığı yadsınamaz bir gerçek. Bu gelişme elbette kadınların eğitim alanındaki başarılarıyla yakından ilintili. Ünlü Fransız sosyolog François de Singly, kadınların kürtaj hakkı ve doğum kontrol hapı gibi kazanım-lardan sonra en büyük “fetih’Terinin matematik dünyası olduğunu vurguluyor. Singly, “Bir zamanlar sadece erkeklere bahşedilen bir alan olan matematikte artık kadınlar da oldukça başarılı” diyor. Genel anlamda eğitim hayatında da kadın sayısı artıyor. Öyle ki Amerika, Kanada, İngiltere, Brezilya, Katar ve Arap Emirlikleri’nde üniversite öğrencileri, ağırlıklı olarak kadın. Hanna Rosin de kitabında, ABD üniversitelerinde her beş mezundan üçünün kadın olduğunu hatırlatıyor. François de Singly, “Kadınlar özgürleşmenin okul ve diplomadan geçtiğinin bilincinde” diyor.

KADINLAR ERKEKLERDEN DAHA ÇOK KAZANIYOR!

Ellerinde diplomalarıyla iş dünyasına atılan kadınlar, ekonomik ve sosyal konjonktürün elverişli olduğu ülkelerde önemli pozisyonlarda görev alabiliyor. Bugün kadınların işgücüne katılımı dünyada yüzde 51.1, bu oran AB ülkelerinde yüzde 52.8’e kadar çıkabiliyor. Hanna Rosin özellikle Amerika’daki verilere dayanarak kaleme aldığı çalışmasında kadınların aile bütçesine katkı paylarının yükselişte olduğunu, ortalama bir çalışan kadının bütçenin yüzde 42’sini karşıladığını vurguluyor. Amerika’da 30 yaş altındaki çocuksuz kadınların ortalama olarak erkeklerden yüzde sekiz daha fazla maaş almaları da, Rosin’in kadınların etkinliklerinin yükselişte olduğu argümanını doğrulayan verilerden biri olarak sayılabilir.

EVDE SON SÖZ KADINLARIN!

Kadınlar eğitim ve iş dünyasında erkekleri sollarken evde de önemli kararların altına imza atmaya devam ediyorlar. Öyle ki, çocukların hangi okula gideceği, nereye tatile çıkılacağı ya da hangi semtte ikamet edileceği hakkında son söz kadınlara ait. Rosin, özellikle Las Vegas, Houston ve Fort Lauderdale gibi banliyölerde anaerkil düzenin egemen olduğunu, sabah buzdolabının üstünde post-it’ini bıraktıktan sonra işe giden, kredi almak için bankaya başvuran, çocuk yapma kararı alan ya da almayan kadının, geleneksel kadın-erkek dengesini bozduğunu vurguluyor.

AFGANİSTAN’DAKİ KIZI ERKEĞİN SONUNUN GELDİĞİNE İNANDIRABİLİR MİSİNİZ?

O halde erkek egemenliğinin tarihe karıştığını, “erkeğin” sonunun mu geldiğini savunacağız? VVashington Post’un “Afganistan ya da Suudi Arabistan’da okula gidemeyen ya da araba kullanamayan bir kız çocuğuna, erkeklerin sonunun geldiğini nasıl anlatacaksınız?” sorusu, “erkeklerin sonu” üzerinde daha geniş çaplı düşünmek gerektiğini hatırlatıyor bize.

New York Times; kadınların ekonomik, sosyal ve duygusal kazanım-larının büyük ölçüde içinde yaşa-dıkları ülkenin yasal yapısına bağlı olduğunu öne sürüyor. Son yıllarda “kadın gücü”nün yükselişte olduğunu birçok alanda gözlemliyoruz ama az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere baktığımızda Hanna Rosin’in tezini savunmak giderek zorlaşıyor. Öyle ki, örneğin Türkiye’de kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 28 civarındayken, bu oran AB ülkelerinde yüzde 60’a çıkıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) “Corporate Gender Gate” (İş Dünyasında Küresel Cinsiyet Eşitsizliği) raporuna göre kadınlar üst düzey yöneticilik konumuna gelmek için gelişmiş ülkelerde bile halen düşük performans gösteriyor. 20 ülkede, dünyanın en büyük istihdamını sağlayan 600 şirketi kapsayan araştırmaya göre en yüksek kadın üst yönetici oranı yüzde 13’le Finlandiya’da. Türkiye ve Norveç yüzde 12’yle ikinci.

ERKEKLER KİMLİK KRİZİ YAŞIYOR

Hanna Rosin tüm bu verileri, hala süregelen kadın-erkek eşitsizliğini, bitmekte olan çağın son çırpınışları olarak yorumluyor. “Ben erkeklere karşı, onları yeren bir kitap yazmadım. Amacım, erkekleri uyandırmak; değişen koşullarda daha aktif ve bilinçli olmaları konusunda onları uyarmak, yeni ekonomik düzende yeni bir kimlik yaratabilmeleri için onları dürtmek” diyor Rosin.

Amerikalı yazar; kadınların okumak, çalışmak, kariyer yapmak, evin düzenini sağlamak gibi konularda enerji dolu olmalarına rağmen erkeklerin kadınlara erişmekte zorlandığını, sorumluluk alma konusunda kadınlara göre daha çekingen davrandıklarını anlatıyor. Dolayısıyla erkeğin sonundan değil de, sosyolog François de Singly’nin de dile getirdiği gibi bir kimlik krizinden söz edebiliriz.

Der Spiegel’in Ocak 2013’te kapağa taşıdığı “zayıf, çaresiz, kimlik sorunu yaşayan ve toplumda kendine yepyeni bir rol arayan” erkek imgesi de bunu doğruluyor. Evet değişen koşullarda, kadınların daha çok alanda egemen oldukları ya da en azından tutkuyla işlerine sarıldıkları, ekonomik, sosyal ve cinsel güçlerinin daha çok farkında oldukları bir ortamda; erkeklerin de yepyeni bir kimlik geliştirmesi gerekiyor. Öyle ki anaerkil bir düzenden ziyade kadınla erkeğin birbirini tamamlayıcı rollerle toplumda yer alması daha uygun bir çözüm olarak görünüyor. Haydi erkekler harekete geçin, top yine sizde!

“KADINLAR BAZI COĞRAFYALARDA KURTULDU7 BELKİ AMA HENÜZ ÖZGÜRLEŞMEDİ!”

Galatasaray
Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.

Dr. Feyza Ak Akyol, anaerkil yapıyı kabul eden zihniyetin de aslında ataerkil düzeni savunmaktan farklı olmadığını, temelde ayrımcılık yapmakla eşdeğer olduğunu vurguluyor. “Kadınlar, tarih boyunca cinsiyet ayrımcılığı ve eşitsizliklerle karşı karşıya kaldılar. Erkeklerden daha düşük statüde görülüp erkeklere nazaran daha az hak ve şansa sahip oldular. Birçok ülkede eşitliğe ‘ yönelik gelişmeler kaydedilse de, kadınlar hala ayrımcılığa maruz kalabilmekte.

Judith Butler’ın ‘Cinsiyet Belası’ kitabında da belirttiği gibi, aslında ‘kadınlar’ kategorisinin ortak bir kimliği teşkil ediyor olması düşüncesi başlı başına bir sorun. Kişi sadece kadın için belirlenen özelliklere mi sahip? Kadınlar arasında bağ kuran tek şey ezilmelerinden mi ibaret?

Sorunun kökeninde toplumsal cinsiyetin dayatılması var. Toplumsal cinsiyet; kültürel bir sınıflandırma, çok büyük bir öneme sahip, tek kültürel biçim olabilecek cinsiyete dayalı işbölümü temelinde var olan bir derecelendirme Ayrım ve eşitsizlik, sembolik kültürün ortaya çıktığı dönemde burada başlar, çok geçmeden evcilleştirme ve medeniyetle son halini alır: Ataerkillik sistemi. Kadınların yükselişi adı altında anaerkil yapıyı kabul eden zihniyet, bunu yücelterek ataerkil benzeri bir yapıya kavuşturma çabası içine girmez mi? Bu da ataerkillikle aynı sonucu doğurmaz mı?

Kökten bir toplumsal cinsiyetsizliğin bütünlüğü sağlanamadan ne kadınların ne de erkeklerin özgürleşmesi mümkün. Kadınlar bugün bazı coğrafyalarda sahip oldukları ilerlemelerle ‘kurtulmuş’ olabilirler ama henüz ‘özgürleşmemiş’lerdir.”

SELİN MİLOŞYAN



FaceBook Ekle Bunu, FaceBook Share Twitter Ekle Bunu, Twitter Share Digg Ekle Bunu, Digg Share” title= ”Google MySpace Ekle Bunu, MySpace Share Technorati Ekle Bunu, Technorati Share ”Delicious


Yorum Yapın

yukari