Buradasınız : Ana Sayfa // İlişkiler // Kendinizi Beğendireceğiniz İlk Kişi Siz Olun

Kendinizi Beğendireceğiniz İlk Kişi Siz Olun


Dünya size “kendinizi olduğunuz gibi sevin” diyor ama yine de sizi güzel görmeyi tercih ediyor. Magazin sayfalarında, reklamlarda gördüğünüz incecik vücutlara bakıp sadece kalçalarınızın genişliğiyle yargılandığınızı düşünüyorsunuz… Sonuçta sadece vücudunuzdan nefret etmiyorsunuz, vücudunuzu beğenmediğiniz için kendinizden de nefret ediyorsunuz.

kendini begendirmek

Genelde en kötü yanımızı, başkalarının en iyi yanlarıyla karşılaştırırız. Etrafınızda bazı kadınlar var ki, gerçekten onlara sinir olursunuz, çünkü her şeye sahip olduklarını düşünürsünüz. Genç, güzel, parası var, enerjik, kilo derdi yok… “Erkekler ancak böyle kadınların peşinden koşarlar, nasıl bunlarla rekabet edebilirim,” dersiniz. Aynaya bakıp “Saçlarım azalıyor, kalçam yere doğru düşmüş, bacaklarım kütük gibi, omuzlarım dar… ” gibi birçok kendinizi aşağılayan düşünce şekliyle motivasyonunuz daha da kırılır ve kendinize bakmayı bırakırsınız… Dışarıya nasıl oynarsanız oynayın, kendi hakkınızda düşündüğünüz, inandığınız her şey vücut dilinize, mimiklerinize, auramıza ve davranışlarınıza ayna gibi yansır.

Görüntünüzü sürekli eleştiriyorsanız, başkaları da değerinizi anlamakta zorlanacaklardır, çünkü kendinizi aşağılayarak değerinizi saklarsınız.,

Başkası olmayı bırakın ve olabileceğiniz en iyi kendiniz olun. Kendinize karşı dürüst olarak, zayıf ve kuvvetli yönlerinizi saptayın ve en iyi özelliklerinizi ortaya çıkartın… Kendinizi gerçekten bilmeniz, size başkalarını taklit etmeyi gerektirmeyecek bir içgüven verir. Beğendiğiniz bir yanınız mutlaka vardır. Örneğin; gülüşünüz, saçınız, yürüyüşünüz, giyim tarzınız, espri anlayışınız, cildiniz, gözleriniz, konuşma tarzınız, ses tonunuz, eğitiminiz, ilgi alanlarınız, yumuşak kalbiniz… Her şeyi olduğuna inandığınız kişiler, en iyi özelliklerini bilip ortaya çıkartabilmiş insanlardır… Yani sahip oldukları en iyi fiziksel yönlerini, davranışlarını, tavırlarını kombine edip ortaya çıkartmışlardır, ayrıcalıklar bu şekilde ortaya çıkar.

Nasıl göründüğünüz, belki ilk bakışta insanların ilgisini uyandırabilir, ama daha sonra varlığınız ve enerjinizle onları etkilersiniz.

Kendine güvenmenin nasıl hissettireceğini bilmek istiyorsanız, aşağıdakilere bir göz atın:

Kendine güvenen insan, kendisini başkalarıyla kıyaslayabilir, ama bu kıyaslamadan sonra kendisini aşağı çekmeyecek bir görüş açısı vardır.

Dinlerken de konuşurken olduğu kadar rahattır.

Kendini geliştirmek, öğrenmek için sürekli araştırır, okur.

İnsanları, görüntüden çok enerjinin çektiğini bilir.

Konuştuğu insanlar hakkında kendisinin ne düşündüğü, insanların onun hakkında ne düşündüğünden daha önemlidir.

Her türlü ortamda sakinliğini korur, çünkü bulunduğu ortamın kendine bakış şeklini değiştirmesine izin vermez…

Sabah gazetesinin “Günaydın” ekindeki “Açık Düşünce” köşesinde yazdığım bu yazıyı sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Mutlu olmak için güzel olmak şart mı?

Geçen hafta eski bir öğrencimle yemeğe çıktık. Uzun bir aradan sonra ilk defa karşılaşıyorduk. Beni gördüğü anda söylediği ilk şey “Hiç yaşlanmıyorsun, cildin hâlâ pırıl pırıl,” oldu. Hoşuma gitti tabii bunu duymak. Gayet zevkli bir yemekten sonra arabama bindiğimde, gölgelikteki aynayı açtım ve yüzümü şöyle bir inceledim. Hayatım boyunca güzellik anlayışıyla sorunum olmuştur. Yok, Allaha şükür fiziksel özelliklerimden memnunum da (görüntüm annemden iyi bir miras bana), sahip olduğum bu özellikleri korumak için öyle kendimi heba etmem..

Çocukken çok zayıftım. Genç kızlık yıllarımda, kız arkadaşlarımın çoğu topuklu ayakkabılar giyip makyaj yaparlarken, ben onların çocukları gibi görünürdüm yanlarında. O zamanlar kuaföre gittiğimde o çok moda “tiftilmiş saç” yerine, doğal olsun diye üstelerdim. Niye para verip de kuaföre gidiyorum diye anlamazlardı… (Şimdi nihayet lafıma geliyorlar!) Bugün pek çok kadının doğal olarak uyguladığı ve günlük yaşantılarının vazgeçilmez bir parçası olan güzellik kurallarını takip etmekten sıkılıyorum. Makyajı ya yapmam ya da minimumda tutarım, 4 ayda bir kuaföre gider hem boyayı, hem kesimi aynı anda aradan çıkartırım, manikür anlayışım, tırnaklarımı kısa kesip törpülemektir. Bununla beraber ben de her kadın gibi güzel olduğumu hissetmek istiyorum. Bir yere girdiğimde başların bana doğru dönüyor olması hem hoşuma gidiyor, hem de beni rahatsız ediyor. içteki özelliklerimle sevilmeyi istiyorum, ama kalçama tam oturan mükemmel bir jean’in ve iyi kesilmiş saçlarımın, diğer özelliklerimin keşfedilmesini sağlayacak yolda ilerleyebileceğim ilk çekimi yaratacağını biliyorum.

41 yaşıma geldim ve bugüne kadarki tecrübelerimle öğrendiğim en önemli şeylerden biri, güzelliğin mutluluğu satın alamayacağı. Magazinlerde gördüğümüz o kusursuz görüntülü güzellerin, sosyal ve mutlu olabilmek için seksi imajlarını korumaları gerektiğine inanıp botokslar, liposuctionlar, sahte göğüsler, eklenmiş saçlarla, güzellik merkezlerinden çıkmadan, kendilerine işkence boyutunda baskı yaptıkları halde, ilişkilerinde belki de bizlerden fazla kalp kırıklığı ve hüsran yaşıyorlar… O zaman niye bu kadar işkence, daha hâlâ anlamış değilim. Ben bütün enerjimi ve yatırımımı görüntüme, saçıma makyajıma ayırmak istemiyorum. Gelmek istediğim tek yer burası olamaz, yani sadece nasıl göründüğüm… Biliyorum ki yüzüm, saçım, vücudum, kısaca nasıl göründüğüm mutluluğumun anahtarı ise, beni endişe dolu, kendimi sürekli başkalarıyla kıyasladığım, gergin ve sonu olmayan, tatminsiz bir yaşantı bekliyor. Sağlıklı yemeği iki beden küçük pantolona girmek için değil, gerçekten sağlıklı olmak istediğim için, sevdiklerimle daha uzun süre beraber yaşayabilmek için, bu hayatta yapmak istediklerimi keyfine vararak, tadını çıkartarak yapayabilmek için yiyorum. Zaten bir yığın ameliyatla nereye kadar, hâlâ daha 20 sene önceki vücuduma sahip olduğum yanılgısıyla yaşayabilirim ki?… (Ayrıca 20’lik vücudumla şimdikinden daha mutlu değildim.) Şimdilerde hayatımda hissetmediğim kadar güzel ve sağlıklı hissediyorum ve kendime her zaman neyin en önemli olduğunu hatırlatıyorum. Her an hayatımdan kaybedebileceğim çocuğum, ailem, arkadaşlarım ve yaratıcı enerjimin olduğunu…

Yaşlılığımda, dönüp bir geriye baktığımda sevmiş, paylaşmış, bu dünyayı daha iyi bir yer yapabilmek için kendime düşeni yapmış olduğumun, en azından uğraşmış olduğumun tatminini yaşamak istiyorum. Bu belirsiz, her an her şeyimi kaybedebileceğim dünyada, 40 yıldır hâlâ buradayım, hâlâ varım. Bunu takdir ederek yaşamak bile cildimin parlaması için bir neden…

Elvan Demirkan



FaceBook Ekle Bunu, FaceBook Share Twitter Ekle Bunu, Twitter Share Digg Ekle Bunu, Digg Share” title= ”Google MySpace Ekle Bunu, MySpace Share Technorati Ekle Bunu, Technorati Share ”Delicious


Etiketler: , , ,

Yorum Yapın

yukari