Buradasınız : Ana Sayfa // İlişkiler // Mutlu Olmak İçin Yanlış Şeyler İstiyor Olabileceğinizi Hiç Düşündünüz mü?

Mutlu Olmak İçin Yanlış Şeyler İstiyor Olabileceğinizi Hiç Düşündünüz mü?


Mutlu Olmak İçin Yanlış Şeyler İstiyor Olabileceğinizi Hiç Düşündünüz mü?

yanlis mutlulukHayatımın kötü gittiği bir dönemde istediğim hiçbir şey olmuyor diye bunalıma girmiştim. Yetersizlik hissim her türlü ilişkimi sabote ediyordu. Kendimi çoğunlukla depresif, korkak, sabırsız, yalnız hissediyordum. Değişebilmek, kendimi daha iyi hissetmek için motivasyon yaratmaya çalıştığım bir dönemde seyrettiğim bir filmde duyduğum bir cümleyle bakış açım değişmeye başladı… “Tanrı sana istediğini değil, ihtiyacın olanı verır…

Evet, benim ihtiyacım tecrübelerim’di; gözümü açacak ve kendi gücümü keşfetmemi sağlayacak olan… Hata yapa yapa, benzer hayal kırıklıkları yaşaya yaşaya, nihayet yeteri kadar ders aldığımda o zinciri kıracak kuvvete sahip olacaktım… Fiziksel ve duygusal stresimi ceza olarak görmektense, ondan yararlanmaya karar verdim. Bu, özgüven ve mutluluk arayışım için enerjimi yanlış yerlere yönelttiğimi gösterdi bana.

İnsanlar istedikleri olunca mutlu olacaklarını sanırlar… Mutluluğu satın alabileceklerine inanırlar. Mutluluğu; para, sosyal statü, şöhret gibi şeylerle bir tutuyor ve kendinizi bu şekilde güçlü ve güvende hissedeceğinizi düşünüyorsanız, siz sadece kaybetme korkusuyla motive oluyorsunuz demektir. Bugücü savunmak, korumak için harcadığınız enerjiyi düşünün bir de… Bu durumda doğallıktan, kendiniz olmaktan kaynaklanan sağlıklı bir enerjiye sahip olmanız imkânsız. Kendinizi içte yalnız hissettiğiniz bir yaşantı sürdürürsünüz.

Günümüzün en büyük psikolojik sorunlarından biri “yalnızlık”… Ders verdiğim American University’de Nijeryalı bir öğrencim, bir keresinde şunu söylemişti: “Amerika’ya ilk geldiğimde insanlar ‘kendimi yalnız hissediyorum,’ dediklerinde ne demek istediklerini anlayamıyordum. İki yıldır burada yaşıyorum ve şimdi bu hissin ne demek olduğunu çok iyi biliyorum.” Çünkü Nijerya’nın kültüründe yalnızlık diye bir şey yok. Açlık var, hastalık var ama yalnızlık yok…

Peki, büyük toplumlarda bu yalnızlık neden yaşanıyor?

Hep sahip olduğumuzdan fazlasını elde etmek istiyoruz. Biraz daha param olsaydı, biraz daha güçlü olabilseydim, daha güzel olsaydım, daha zayıf olsaydım, daha büyük bir evde ya-şasaydım… O zaman her şey mükemmel olurdu, daha çok beğenilir, sevilirdim, insanlarla daha rahat kontak kurabilirdim, mutlu olurdum… Maalesef ne olursa olsun aradığımız mutluluk kalıcı olamıyor, belki daha çok hayal kırıklığına uğrayıp daha yalnız oluruz.

örneğin; istediğimiz şeye sahip olana kadar sürekli endişe ve stres içinde yaşarız. Bir de o kadar uğraştığımız şeye sahip olamazsak, hayal kırıklığı ve küskünlük ortaya çıkar. Üstelik o şeye başkası sahip olursa, daha da kötü; düşmanlık ve kıskançlık his-leriyle kendimizi yıpratırız, sanki başkası ne kadar çok alırsa, benim payım o kadar azalıyor gibi…

İstediğimiz şeye sahip olsak bile, hayatımızda aradığımız doluluğu ve anlamı yine de bulamayabiliriz. Başarı örneğin; bizi daha da yalnızlaştıran kıskançlık ve güvensizliği besler… Bir anda etrafımızda daha çok insan oluşuverir ama bunların hepsi gerçekten bizi düşünen ve değer verenler değil… Kimin gerçek, kimin gerçek olmadığı hakkında görüşümüz bulanmaya başlar.

Samimiyeti bulmamıza engel olan şüpheci ve sürekli tetikte yaşayan, içte yalnız bir kişilik oluruz.

Ayrıca istediğiniz şeye sahip olmanızın ardından gelen mutluluk belki 15 dakika, belki 15 gün, ama sonraki his, “Hepsi bu muydu?!” olur. On bin dolarım olsa nasıl mutlu olurum, diye hayalini kurarsınız, bu paraya sahip olunca da, ah bir yüz bin dolarım olsa, işte o zaman yeterli olurdu, biraz rahatlayıp mutlu olabilirdim, demeye başlarsınız. Yani istemenin hiç sonu yok…

Amerika’da ev dekorasyonu ve yemek konusunda TV programları, dergileri, kitapları, ürünleriyle markalaşmış Martha Stevvart, dünyanın en zengin kadınlarından biri. Harcayabileceğinden çok daha fazla paraya sahipken, borsada yaptığı bir sahtekârlık yüzünden (içeriden aldığı bir istihbaratla değerinin düşeceğini öğrendiği hisse senetlerini satmıştı) hapse girmişti. Bazı insanlar için para, skor tutmak için tek yol. Bazıları için de mevki revaçta olan…

Tarihteki megastarların yaşamlarına bir bakın. Hemen hepsinin hayadarındaki o izolasyonu ve tatminsizliği göreceksiniz. Farklılıklarını ortaya koyup kendilerini toplumdan ayrı tutarak insanlarla bir bağ kurmaya çalışıyorlar. Kompulsif bir şekilde kendi farklılıklarını gösterme uğraşı içine giriyorlar ve özgüvenleri, muüuluk arayışları için tek yatırımları yaptıkları iş oluyor, insan olarak net değerleri sadece başarıları ya da başarısızlıklarıyla ölçülüyor. Başardıkları zaman da mutlu olamıyorlar, çünkü o seviyeyi korumak için sürekli kendilerini içten içe yiyen endişe, güvensizlik, izolasyon histeriyle yaşıyorlar. Beğenilmek, kabul edilmek için öyle fabrikasyon bir imaj yaratıyorlar ki, gördükleri ilginin aslında kendilerine değil yarattıkları imaja olduğunu bildiklerinden, maalesef hayatlarının anlamını bulamıyorlar.

İnsanlar kendilerini yalnız hissettiklerinde, genel olarak kendilerini yıpratan birtakım alışkanlıklarda veya davranışlarda mutluluğu bulmaya çalışıyorlar. Kompulsif egzersiz, kompulsif seks, işkoliklik, alkol veya uyuşturucular gibi… Bir süre bu hislerini bastırabiliyorlarmış gibi görünse de aslında izolasyon ve yalnızlık hislerini daha da arttırıyorlar.

özgüveninizi ve değerinizi bir olayın sonucuna veya başkalarının sizi nasıl gördüğüne bağlı olarak oluşturuyorsanız, o zaman hayatınızın gücünü de o olayın veya şahısların eline vermiş oluyorsunuz.

Güce hep dışarıdan sahip olacağımızı düşünürüz ve içimizdeki potansiyelin farkında değiliz. Gerçek güç dışarıdan bize verilemez, yaratılamaz, sadece fark edilir. Kendinizi içinizde ne kadar net tanımlarsanız, o kadar az onaya ihtiyacınız olur. Ne kadar az oyana ihtiyacınız varsa, o kadar güçlü olursunuz.

Bir de, nasıl yaşamak istediğinizden önce, nasıl yaşadığınızı bir fark edin… özellikle sosyetik magazinin bir avuç ünlüsünden biri olmayı hak eden veya etmeyen hoş görüntülü, zengin insanların görünüşteki muhteşem hayatlarıyla, yani (emin olun pek çoğu sizden daha mutsuz) nasıl göründükleri, ne giydikleriyle kendinizi kıyasladığınız ve ölçtüğünüz sürece, bu hayat haset, kıskançlık ve başkası olma arzusuyla can sıkan, kendinize güveninizi sarsan bir tecrübe olmaktan öteye gitmez, özgüvenimizi oluşturamadığımız sürece de kendimizi mağdur hissedeceğimiz durumlara çanak tutmuş oluruz. Falanca ile ben beraber olsaydım ya da benim öyle bir işim olsaydı daha mutlu olurdum, daha tatmin olurdum diye düşünüyorsanız, hayır, OLMAZDINIZ! inanın, eğer negatif düşünme alışkanlığınız varsa, sürekli şartlarınızın farklı olmasını tercih ediyorsanız, nereye giderseniz gidin, nerede olursanız olun, bu hisleriniz sizi takip edecektir. Başkası olmaya çalışmak yerine kendimiz olabilsek, görünmeye çalışmaktansa görsek, yaşayanları seyretmektense kendimiz ya-şasak, bu hayattan ne kadar farklı bir tat alabileceğimizi bir düşünün…

Mutluluk bir bakış açısıdır, tavırdır, günlük pratiğinizin bir sonucudur; her istediğinize sahip olmak demek değildir…

Elvan Demirkan



FaceBook Ekle Bunu, FaceBook Share Twitter Ekle Bunu, Twitter Share Digg Ekle Bunu, Digg Share” title= ”Google MySpace Ekle Bunu, MySpace Share Technorati Ekle Bunu, Technorati Share ”Delicious


Etiketler: , , , ,

Yorum Yapın

yukari