Buradasınız : Ana Sayfa // Beslenme, Sağlıklı Yaşam // Obezite Tedavisinde Kullanılan Cerrahi Yöntemler

Obezite Tedavisinde Kullanılan Cerrahi Yöntemler


obezite1Obezite cerrahisinde 10’a yakın yöntem bulunduğunu belirten Doç. Dr. Tuğrul Tansuğ, “Bir hastalığın tedavisi için bu kadar çok çeşit ameliyat varsa, ideal ameliyat henüz bulunamamış demektir. Her yöntemin diğerlerine göre avantaj ve dezavantajları olduğu için, hastanın beklentileri ve şişmanlık nedeni ele alınarak kendisi için en uygun yöntemin uygulanması gerekiyor” diyerek yöntemleri sıralıyor: “Obezite cerrahisinde tedavi; kısıtlayıcı yöntemler ve gıdanın bağırsaklardan emilimi-ni önleyici (bypass, atlatma) yöntemler olmak üzere ikiye ayrılıyor. Üçüncü grupta, her iki özelliği de içeren uygulamalar bulunuyor. Kısıtlayıcı yöntemlerse ayarlanabilir gastrik bant (mide kelepçesi) ve sle-eve gastrektomi (tüp mide).”

Mide kelepçesi (Gastrik lıani)

Kısıtlayıcı ameliyatlar sınıfına giren bu yöntemde; içinde şişirilebilir bir alan olan halka, midenin girişine yakın bir bölüme takılıyor. Bu halka, ince bir boruyla bağlı olan ve deri altına yerleştirilen hazneye sıvı verilerek daraltılabiliyor ya da gerektiğinde genişletiliyor. Halkanın daraltılmasıyla bu bölge, kum saati şeklini alıyor ve zor geçit veriyor. Hasta, sıvı ve yumuşak gıda alabiliyor. Günde sadece üç öğün beslenmesi ve öğünler arasında bol su içmesi gerekiyor. Bu ameliyatı geçiren hastanın, midesini yeni bir eşya almış gibi özenle kullanması gerekiyor. Bazı hastalar kelepçeye rağmen aşırı yemeye devam edebiliyor. Bu durumda yemek borusu genişlemesi meydana gelebiliyor. Yaklaşık 45 dakika süren, nispeten kolay bir ameliyat olması nedeniyle bazı hastalar tarafından tercih edilen bu yöntemde, mide kelepçesi çok uzun zaman vücutta kalabiliyor.

Tüp mide
(Sleeve gastrektomi)

Kısıtlayıcı yöntemlerden olan tüp mide ameliyatında amaç, midenin iki litreye kadar çıkabilen hacim kapasitesini düşürmek. Ameliyatta midenin büyük kısmı, geride yemek borusunun genişliği kadar bir bölüm kalacak şekilde zımbalanarak kesilip çıkarılıyor. Böylece midenin hacmi 100-150 mİ/ye düşürülüyor. Normalde iştah hormonu (ghrelin) salgılayan midenin üst bölümü kesildiği için hormon salgılanmıyor ve kişi acıkmıyor. Ancak bu yöntemde midenin bir süre sonra tekrar genişleme olasılığı bulunuyor. Bu sebeple hastanın iradesi burada da önem taşıyor. Hasta aşırı yeyip de kusarsa yiyecekleri geri iten basınç, aynı şekilde mide duvarlarına da uygulandığı için zaman içinde mide genişleyebiliyor. Bu yöntemin kalıcı olması için kişinin yeme miktarını kontrol etmesi gerekiyor. Tüp mide uygulaması yaklaşık 1.5 saat sürüyor. Her iki yöntemde de hasta bir ya da iki gün hastanede yatıyor, ikinci günden itibaren ağızdan beslenmeye başlayabiliyor. Tüp mide yöntemi ayrıca bypass metodlarından birinin ilk safhası olarak da uygulanabiliyor. Tüp haline getirilen mide, yaklaşık altı ay sonra bağırsakların aşağı bölümüne bağlanıyor. Her iki yöntemin bir arada kullanıldığı, üçüncü gruba giren bu tür ameliyatlar, çok fazla kilolu hastaları uzun süren ameliyatla riske sokmamak için iki basamaklı olarak tercih edilebiliyor.

Atlatma (Gastrik bypass)

Bypass, obezite cerrahisinde altın standart olarak kabul ediliyor. Mide küçültülüyor ve bağırsağın belli bölümleri atlatılarak daha aşağı bağlanıyor. İnce bağırsağın atlatılan bölümünün uzunluğuna ve midenin kesildiği yerle hacmine göre farklılıklar oluşuyor. Yenilen gıda ve sindirim enzimleri ne kadar az bağırsak mesafesini karışmış olarak geçerse zayıflama hızı, kilo verme oranı ve işlemin kalıcılığı o derece artıyor. Bypasslı yöntemlerde hastalarda ishaller olabiliyor. Özellikle ince bağırsağın aşağı bölümlerine uygulanan bypasslarda yağlı yenildiği zaman çok kötü kokulu ishal, karbonhidrat tüketiminde aşırı gaz oluşabiliyor. Bu ayrıntıların hastaya ameliyat öncesi anlatılması büyük önem taşıyor. Bu yöntemde kişinin besinlerdeki vitaminlerden yararlanamaması durumu ortaya çıktığı için, vitamin desteği sağlamak gerekiyor.

mide hacminin küçültüldüğü cerrahilerde hastanın enerji-protein miktarının azaltılmasının, bypass ameliyatlarından sonra gaz sıkıntısına neden olabilecek besinlerden uzak durulması gerektiğini söylüyor. Ayrıca B12, kalsiyum, Bl, D gibi bazı vitamin ve minerallerin fazladan verilmesi de oldukça önem taşıyor.

Hiçbir tedavinin mucize olmadığını belirten Cemal Aytaç Ak, “Hastanın ameliyattan sonra nasıl beslenmesi gerektiğini öğrenmesi şart. Bazen bunu hastaya bir uzmanın öğretmesi gerek. Bazı insanlar için zayıflamak ve zayıf kalmak amacıyla belli bir beslenme disiplinini hayatın omurgasına oturtmak çok daha zor ve uzun bir süreç. Ancak kimsenin ameliyattan sonra her istediğini yiyebileceğini düşünmemesi gerek” diyor. Herkes için önerilen günlük egzersizler de ameliyat sonrası kaybedilen kilonun tekrar alınmasını önlemede çok biiyük yarar sağlıyor; çünkü ameliyattan bir süre sonra kilo verme yavaşlıyor.

CERRAHİ TEDAVİ KARARI

Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Tuğrul Tansuğ, “Düzeltilmediği takdirde ölümcül olabilen aşırı şişmanlık hastalığı için cerrahi tedavi, kalıcı ya da uzun süreli sonuç veren bir seçenektir. Obezite cerrahisinde ameliyat yönteminin seçilebilmesi için kilolu hastanın ameliyattan önce her yönüyle incelenmesi şart. Hastanın psikolojik durumu, gıda alım bozuklukları ve hastanın yeni duruma uyumu gibi konuların yanı sıra; hemodi-namik5, solunumsal, metabolik ve eklemlerle ilgili işlevlerin de araştırılması gerekiyor. Ameliyat sonrasında da yine multidisipliner bir izleme dönemi geçiriliyor” sözleriyle; obezite tedavisinde cerrahi kararının alınma şartlarını açıklıyor.

Aşırı kiloları nedeniyle hekime başvuran kişinin ilk muayenesinin ardından kan tahlilleri yapılıyor, sebepler ve beraberindeki hastalıklar araştırılıyor. Hastanın endokrinolo-jik ve psikolojik değerlendirmeleri gözden geçiriliyor. Beslenme düzeninin oluşturulması için beslenme ve diyet uzmanından yardım alınıyor. Risk faktörleri değerlendiriliyor. Sonuç olarak Doç. Dr. Tuğrul Tansuğ, multidisipliner özellik taşıyan bu çalışmada hastaya da çok iş düştüğünü vurguluyor.

Sanem Ömürlü, 36 yasında, yönetim danışmanı

sanem omurlu

36 yaşındayım ve üç yaşında ikiz bebeklerim var. Kendimi bildim bileli hep kiloylcj mücadele halindeyim. Durum 2006 yılının sonunda tamamen kontrolden çıktı ve sürekli kilo almaya başladım. 116 kiloyken hamile kaldığım ikizlerimi 117 kiloyken doğurdum. Yüksek kiloma rağmen mükemmel bir hamilelik geçirmiştim ve bebeklerim de yaklaşık üçer kilo doğmuşlardı. Doğumdan sonra “ye, süt olacak” ısrarları sayesinde 140 kiloya kadar çıktım, süt filan da olmadı. Aldığım kilolar artık yaşam kalitemi çok kötü etkiler olmuştu ve ben kendi bakımımı bile yapmakta zorlanıyorken, nasıl iyi bir anne olabileceğimi sorgulama başlamıştım. Peşlerinden koşmaya gücüm yetmediği için onlara sürekli bağırıp çağırıp hırpalayarak fazla hareket etmelerine engel olmaya çalışıyordum. Bir gün “Yeter artık” dedim ağlayarak “kalk ve şu lanet soruna bir çözüm bul!” Serüvenim böyle başladı. Ondan sonrası “başlamak bitirmenin yarısıdır” düsturunca hızlıca gelişip tamamlandı. 140 kilo girdiğim gastrik bypass ameliyatından bir yıl sonra, giden 63 kilonun ardından 77 kiloda, sağlıklı ve mutlu bir kadınım yeniden. Boyum 178 cm. olduğu için kilom normal. Biliyorum ki, esas zorluk ve mücadele şimdi başlıyor. Çünkü ameliyatlar bizi sadece iki yıl koruyor ve eğer beslenme alışkanlıklarımızı değiştiremezsek hüsranla da sonuçlanması muhtemeli Biliyorum ki, obezite zayıflayınca iyileşen bir hastalık değil, obezseniz obezsinizdir ve bunu bilerek yaşadığınız sürece kontrol altında tutmak da kolaylaşır. Ben bunu tansiyon ve şeker hastalıklarına benzetiyorum.



FaceBook Ekle Bunu, FaceBook Share Twitter Ekle Bunu, Twitter Share Digg Ekle Bunu, Digg Share” title= ”Google MySpace Ekle Bunu, MySpace Share Technorati Ekle Bunu, Technorati Share ”Delicious


Etiketler:

Yorum Yapın

yukari