Pek çok kadın etek giymez; giyemez.

Mini Etekler

Pek çok kadın etek giymez; giyemez. Kendine eteği bir türlü yakıştıramaz. Farkında olmadan eli hep pantolonlara, jeanlere gider. Onları alır ve giyer. Bir düğün, nişan, özel bir seremoni olduğunda elbise, etek giymek kâbusa dönüşebilir. Bir iç sıkıntısı, sebepsiz bir kasılma bedeni sarabilir.

Naz, ofise geldiğinde, onu uzun bacaklarını saran mavi jeaniyle görür görmez, “Ne hoş bir fizik maşallah… Ne hoş bir kadın boylu poslu.” demiştim.

Bu güzel kadınla neden bir ilişkisi olmadığına/olamadığına dair çalışırken “Kadın olmayı seviyor musun?” diye sormuştum. Tereddütsüz “Evet” dedi ama “Bir kadın olarak nasıl giyinirsin?” dediğimde, “Bankacı olduğum için genelde pantolon ceket giyerim.” demişti.

Bazen mesleklerimiz kadın olmamıza engel olabiliyor. Mesleğin algısı, kime göre neye göre olduğu belli olmayan yazılı, yazısız giyim kuralları koyuyor. Naz da bankacı olmasının kurallarıyla pantolonu (erkek giysisini) yaşamına fazlasıyla dahil etmişti ve kanıksamıştı. Kadın olmanın ayrıcalığı, etek ve elbise giymeyi kendine yakıştıramıyordu.

Mini Etekler

Bu uzun boy ve hoş fizikle eteği, elbiseyi kendine yakıştırmaması, sadece bankacılık mesleğinin giyim kurallarına bağlanacak kadar basit bir konu değildi gözümde… Burnu iyi koku alan bir dedektif edasıyla, bu küçük noktaya odaklanalım dedim. Danışanlarımın satır aralarını çok dikkatlice okudukça, onları sınırlandıran inançları, duygulan onlara fark ettirmek her zaman çok daha kolay oluyor.

Naz, sol beyni aktif olan bir dişi olarak regresyona biraz geç girdi ama tam girdi. Bazen sabırla beklemek gerekir. Kişi yaşadıklarından ne kadar etkilendiyse, duygular ne kadar yoğunsa, bilinçaltı, olayı o kadar derine gömer. Beden aynı duyguyu tekrar yaşamamak için hissizleştirir kendini… Bilinçaltı, olayın üzerini öyle bir kapatır ki olay hiç aklınıza bile gelmez. Ancak artık çözmeye hazır ve istekli olduğunuzda, ilahi akış içinde zamanı geldiğinde, niyetinizin gücü ile çözülmesi gerekeni ortaya serer.

8 yaşındaki küçük Naz, odasında annesinin yeni aldığı fırfırlı eteğiyle dans ediyordu. Kendi etrafında döndükçe eteğinin fırfırları havalanıyordu.

Hoş bir eğlenceydi küçük Naz için. Eteğiyle oynuyor, neşeli neşeli şarkı söylüyordu.

Odasının kapısının önünden geçen babasını görünce, “Babacığım” diye seslendi. “Annem bana etek aldı, baaakkk!”

Babasının sert ve anlam yüklü bakışıyla bir anda Naz’ın neşesi kesiliverdi. İlk anda bu bakışlara pek anlam veremese de “Bu etek çok kısa. Erkeklere bacaklarını mı göstereceksin kız!” sözleri, yanlış bir şey yaptığım kaydetmişti bilinçaltına… Utanma duygusu ve babasının sevgisini alamama korkusu Naz’a karar aldırmıştı: Etek giyersem babam bana kızar, beni sevmez. Erkeklere bacaklarımı gösterirsem babam beni sevmez. Ve daha da geneller bilinçaltı; babam gibi diğer erkekler de beni sevmez.

Bu sınırlandıran inancı, utanç duygusuyla bilinçaltının en derinlerine gömen Naz, mecbur kalmadıkça 37 yaşına kadar etek, elbise giymemişti.

Kadın olmanın, dişi olmanın keyifli ayrıcalığı olan etek, elbise giymekten kendini yıllarca mahrum etmişti. Sırf utanç duygusunu tekrar yaşamamak için…

Regresyonunda, giyimiyle kuşamıyla dişi davranışlarını nasıl baskıladığını, sürekli pantolon giyerek kendini eril enerjiye nasıl hapsettiğini fark etmesi, puzzle parçalarının tamamlanması gibiydi. 8 yaşındaki küçük Naz’ın, babasına ifade edilmemiş duygularını dile getirmesi Naz’ı rahatlattı.

Elbette bilinçaltının eski inancı serbest bırakıp yerine yeni bir inanç ve duygu yerleştirmesi için deneyimlemesi gerekir.

Bu deneyim için ilk eylemimiz alışverişti. Etek, elbise alışverişi… Alışveriş tamamlandı; boy boy, renk renk elbiseler, etekler alındı.

Ne oldu biliyor musunuz? Öncelikle Naz’ın bankadaki tüm arkadaşları elbisenin çok yakıştığı, fiziği düzgün, güzel kadını belki de ilk defa gördüler. Bu güzel kadını daha önce hiç olmadığı kadar fark ettiler. Hepsi bu hoş kadına elbisenin ne çok yakıştığını söyledi. Naz’ı fark eden sadece arkadaşları değildi, kısmetleri de arttı. Ben bu satırları yazarken Naz gelinlik giydi ve evlendi.

Şimdi soru şu:

“Gardırobunuz kadın olduğunuzu yansıtıyor mu? Kendinize neleri yakıştırıyorsunuz ya da yakıştırmadığınız ne var?”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*