Buradasınız : Ana Sayfa // Sağlıklı Yaşam // Sağlık üzerinde sihirli etkilere sahip tek bir yiyecek yoktur

Sağlık üzerinde sihirli etkilere sahip tek bir yiyecek yoktur


YİYECEKLERLE SAĞLIK ARASINDAKİ İLİŞKİYİ TARTIŞMAK İÇİN ELMADAN DAHA İYİ bir şey olabilir mi? Ne de olsa “elma girmeyen eve doktor girer”, öyle değil mi? Belki de elmayı doktora fırlatırsanız evinize giremez! Sağlık üzerinde sihirli etkilere sahip tek bir yiyecek yoktur. İyi beslenme ya da kötü beslenme biçimleri vardır. İyi bir beslenme biçimine sahip olup da hiç elma yememek mümkündür, aynı şekilde tıka basa elma yiyerek çok kötü bir şekilde besleniyor da olabilirsiniz. Beslenme ile ilgili önemli olan, yediğimiz yiyeceklerden bedenimize doğru yol alan tüm kimyasalların yarattığı toplam etkidir. Evet, kimyasallar. Kaşlarınızın havaya kalktığım görebiliyorum. “Kimyasal” sözcüğünü başında “zehirli” sıfatı olmadan görmeye alışık olmayabilirsiniz. Aslına bakarsanız doğru bağlamda kullanılmazsa “toksik kimyasallar” anlamsız bir terimdir.

elma diyeti

Örneğin salisilik asidi ele alalım. Elmalar da dâhil çeşitli meyvelerde ve bitkilerde doğal olarak vardır. Aspirin metabolize edildiğinde bedenimizde de oluşur. Aslında salisilik asit aspirinin fizyolojik etkilerinden sorumludur; buna kan pıhtısı oluşması riskinin azaltılması da dâhildir. Bu nedenle aspirin kalp krizi tedavisinde kullanılır ve krizi önlemek için genellikle küçük dozlar halinde alınır. Ancak doz aşımında salisilik asit öldürücü olabilir. Çocukların açamayacağı şekilde paketlenmeden önce aspirin zehirlenmesi çocuk ölümlerinde sık rastlanan bir nedendi. Peki, bir tahlilde kanımızda salisilik asit bulunursa nasıl tepki veririz? Bir “toksik kimyasal”ın varlığından dolayı paniğe mi kapılırız yoksa kalp krizini önlediği için rahatlar mıyız? Tabii ki doğru bağlamda düşünülmezse doğru tepki gösterilemez. Gülmek ya da ağlamak arasında karar verebilmemiz için salisilik asidin hangi seviyelerinin riskle bağlantılı olduğunu ve hangi seviyelerin hastalıktan koruduğunu bilmemiz gerekir. Yalnızca kimyasalın varlığını bilmek hiçbir şey ifade etmez. 500 küsur yıl önce Paracelsus’un bilgece söylediği gibi, “Zehri zehir yapan dozudur.” Biz de şunu ekleyebiliriz: “Panzehiri panzehir yapan dozudur!”

O halde yiyeceklerimizin içindeki kimyasallarla ilgili paranoyak davranmayalım. Dünyadaki her şey kimyasallardan oluşur ve kendinizi kimyasallardan uzak bir beslenme biçimine mahkûm ederseniz yemeğinizi boşlukta yemek zorunda kalırsınız! Bunu aklınızın bir köşesine yerleştirdikten sonra bir elmanın içindeki kimyasalları incelemeye geçelim. Söyleyin bana aseton yemek ister misiniz? Ya da ispirto içmek? “Evet” diyorsanız o halde bir elma yiyin! Evet, bütün elmaların içinde bir miktar aseton ve izopropanol vardır. Bunlar kulağınıza yeterince toksik gelmiyorsa, biraz da siyanür katabilirsiniz. O da var. Bunları doğa eklemiş, insanlar değil! Elma yemek konusunda endişelenmeniz gerekir mi? Tabii ki hayır! Bu kimyasalların miktarları dikkate alınmayacak kadar az. Daha önce de değindiğimiz gibi elmalar 300’den fazla doğal oluşumlu bileşen içerir ve bu meyvenin sağlığımız üzerindeki her türlü etkisi tüm bu kimyasalların bir yansımasıdır. Araştırmacıları özellikle bir tür bileşen heyecanlandırır: Polifenoller. Neden mi? Çünkü onlar güçlü antioksi-dan özelliklere sahiptirler.

Son zamanlarda içinde antioksidanların geçtiği bir şarkı ya da şiir duymadıysanız kasapta çok fazla vakit geçiriyorsunuz demektir. Her yerde reklamı yapılan bu maddeler meyve ve sebzelerde bulunur ve her oksijen alışımızda üretilen düzenbaz molekül parçaları olan serbest radikalleri nötralize edebilirler. Oksijensiz yaşayabiliriz, elbette, ama bunun da bir bedeli vardır: Hastalık ve sonrasında da ölüm! Hücrelerimiz tarafından tüketilen oksijenin yüzde 2 ila 3’ü serbest radikallere dönüştürülür. Bunlar öyle aktiftir ki diğer molekülleri parçalayıp dağıtabilirler. Kurbanlar proteinler, yağlar, nükleik asitler ya da diğer gerekli biyomoleküller olunca sonuç kalp hastalığı, kanser ya da demans olabilir. Yaşlanmanın bile serbest radikallerin verdiği birikmiş zararla bağlantısı kurulmuştur.

Antioksidanlar, serbest radikalleri silip süpürdüğüne göre bilimsel olarak ciddi araştırmayı hak ediyor. Ancak bu konudaki zorluklardan biri, bitkisel ürünlerde bulunan antioksidanların çok çeşitli olmasıdır. C ve E vitaminleri ile birlikte karotenoidler büyük ilgi görmüşlerdir ama meyve ve sebzelerin antioksidan özelliklerinin çoğu polifenollere atfedilmiştir. “Polifenol” terimi aslında flavonoidler, antosiyaninler, kalkonlar, hidroksisinnamatların da dâhil olduğu, birbiriyle bağlantılı birçok molekül ailesini temsil eder. İşleri daha da karıştırmak için her aile sırasıyla kendi moleküler yapılarının benzer özellikleriyle bağlı olan birçok bileşen içerir. Tahmin edileceği gibi bu antioksidanlar farklı raoleküler yapılara sahip oldukları için farklı antioksidan aktivitelerine de sahiptir. Beslenmemizde polifenollerin dağılımı hakkında bildiklerimize, hangilerinin en fazla aktiviteye sahip oldukları bilgisinin eklenmesinin bizim için çok yararlı olacağı açıktır.

Ancak polifenoller konusuna geçmeden önce tam yerinde bir soru sormamız gerekir: Polifenol içeren besinlerle beslenmemizin sağlığımıza katkıda bulunacağına dair elimizde ne gibi kanıtlar vardır? Bu kimyasalların serbest radikalleri nötralize ettiklerini bir deney tüpünde gözler önüne sermek bir şeydir, kanser ya da kalp hastalığını önlediğini göstermek başka bir şey. Bu kadar olası bir yararı olduğunu öne süren ilk büyük çalışma 1993’te The Lancet’te yayınlandı. Çeşitli yiyeceklerin içindeki flavonoid miktarını ölçen Hollandalı araştırmacılar, bir beslenme anketi olarak yaşları 65’le 84 arasında değişen 805 erkeğin flavonoid alimim değerlendirerek onları beş yıl boyunca takip etti. Sigara, beden ağırlığı, kolesterol seviyeleri, kan basıncı, fiziksel ak-tivite, vitamin ve lif alımı için gerekli ayarlamalar yapıldıktan sonra polifenol içeren beslenme biçimi kalp hastalıklarından kaynaklanan ölümle ilişkilen-dirildi. Bu çalışmadaki en önemli polifenol kaynakları çay, soğan ve elmaydı. Günde tek bir elma fark yaratmıştı!

Polifenollerin antikanser etkileri olduğuna dair kanıtlar da vardır. Cornell Üniversitesi araştırmacıları kolon ve akciğer kanseri hücrelerini elma özü-tüyle tedavi ederek çoğalmalarını önlediklerini, elmanın kabuğundan alman parçayla çok daha iyi bir sonuç elde ettiklerini belirtmişlerdir. Aynı Cornell ekibi elmanın meme kanseri riskini azaltmada rolü olabileceğini de kanıtladı. Meme kanserini tetiklediği bilinen bir maddeye maruz bırakılan fareler, bir insanın yediği günde bir, üç ya da altı taneyle eşdeğer miktarda elmayla beslendi. Sonuçta hastalığın gelişme şansı yüzde 17, 39 ve 44’e kadar düştü. Kansere yakalanmış olsa bile elma yemeye devam etmek hastalığın yayılmasını önlüyor ve altı ay sonra tümör miktarını yüzde 25 oranında azaltıyordu. Hem de günde yalnızca bir tane elma yiyerek! Bu araştırmacılar kanser üzerinde çalışmaktan vazgeçmedi. Farelerin beyin hücrelerine bir polifenol olan kuersetin yüklendiği zaman hücrelerin oksidatif zarara karşı daha fazla direndiği, Alzheimer ve bunun gibi başka beyin hastalıklarını geliştirme riskinde azalmayı da beraberinde getirdiği görüldü. South Florida Üniversitesinde bir grup, haftada en az üç kez meyve ya da sebze suyu içen yaşlılarda, haftada bir kereden az içenlere oranla Alzheimer hastalığına yakalanma riskinin azaldığını ortaya çıkardı.

Diğer çalışmalar, kuersetinin insanların prostat kanseri hücrelerini laboratuarda azalttığını kanıtlamış ve beslenmeye kuersetinin dâhil edilmesinin akciğer kanseri riskiyle bağlantılı olduğu bulunmuştur. Bu o kadar da şaşırtıcı değildir çünkü kuersetin etkili bir antioksidan aktiviteye sahiptir. Ve elmada, tabii ki pek çok diğer polifenolle birlikte bulunur. Ancak elmaya sihirli özellikler atfetmeden önce daha yüksek antioksidan potansiyeline sahip olan yiyecekler olduğunu belirtelim. Kırmızı barbunya fasulyesi, yabanmersini ve kızılcığın porsiyon başına düşen antioksidan kapasitesi daha fazladır. Mercanköşkün antioksidan aktivitesi elmanmkinin 40 katıdır. Yine de önemli olan, alınan polifenollerin toplamıdır. Kabul edelim, her gün elma yemek kolaydır. Kırmızı barbunya daha çok uğraştırır. Ancak antioksidan aliminin asıl püf noktası çeşitliliktir. Ne kadar farklı meyve ve sebze yersek sağlıklı olmak için ihtiyaç duyulan antioksidanm en zengin yelpazesiyle kendimizi donatma şansımız o kadar yüksek olur. Yapılan araştırmalar günlük polifenol alımımızda bir gram civarını hedeflememiz gerektiğini söylüyor. Hangi cins olduğuna bağlı olarak elmadan 100 ila 300 miligramı alınabilir. Günde iki elma yemek kesinlikle idealdir. Biri elmaların içinde mumyalama sıvısı olduğunu söyleyerek sizi korkutmaya çalışırsa ona polifenollerin faydasının eser miktarda doğal formaldehidin vereceği zararı fazlasıyla karşılayacağını söyleyin. Elmaları yediğiniz müddetçe o cenaze levazımatçısı elinde mumyalama sıvısıyla daha çok bekler.



FaceBook Ekle Bunu, FaceBook Share Twitter Ekle Bunu, Twitter Share Digg Ekle Bunu, Digg Share” title= ”Google MySpace Ekle Bunu, MySpace Share Technorati Ekle Bunu, Technorati Share ”Delicious


Yorum Yapın

yukari