Buradasınız : Ana Sayfa // Sağlıklı Yaşam // Sağlıklı Yaşamak İçin Gerekli Temel Bilgileri Hepimiz Biliyoruz

Sağlıklı Yaşamak İçin Gerekli Temel Bilgileri Hepimiz Biliyoruz


Tıp bilgisi, süregelen bilimsel araştırmalarla sürekli gelişiyor ve sağlıklı yaşamak için gerekli temel bilgileri artık hepimiz yıllardır biliyoruz. Mesela hepimiz sigara içmenin zararlarının farkındayız. Bol sebze, meyve ve tahıl içeren gıdalarla beslenmek, egzersiz yapmak ve stresten olabildiğince uzak durmak gerektiğini biliyoruz. Konu stres olunca da aslında ne yapacağımızı biliyoruz, sorun nasıl yapacağımızda; motivasyonu nasıl yaratacağımız, nerden başlayacağımız ve ipin ucunu kaçırmadan nasıl devam edeceğimiz…

saglikli beslenmek

Benliğimizin bir parçası haline gelmiş önyargılarımız, esiri olduğumuz negatif iç diyalogumuz ve gösterdiğimiz reaksiyonlarımızla yaşayıp vücudumuza negatif enerjiyi depolamak çoğumuzun alışkanlığı… Boşvermenin, inkâr etmenin, agre-sifleşmenin veya kaçmanın uzun vadede bir çözüm getirmediği, hatta sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getirdiği bir gerçek. Strese adapte olmayı öğrenmek demek gerildiğiniz, öfkelendiğiniz, korktuğunuz, hırslandığınız zamanlarda hiçbir tepki göstermeyeceksiniz demek değil; fiziksel ve duygusal tepkilerimizin kontrolünde yaşamamayı öğrenmek demektir, örneğin stresli durumlar karşısında tüm stratejiniz agresif tepkiler göstermekse, ciddiyeti ne olursa olsun (önemli ya da önemsiz) her sorunda benzer tepki göstererek vücudu aynı oranda yıpratırsınız. Halbuki her durum farklıdır ve her birini anbean yaşayarak daha etkili tepkiler geliştirebilirsiniz. Stres karşısında farklı seçimlerimiz olduğunu görme, hayata geçirme ve bunu sürdürme alışkanlığını kazanmamız gerekiyor erken yaşlanıp geç akıllanmadan…

Bunun için nereden başlayabileceğinize ve bu alışkanlığı nasıl oturtabileceğinize dair size küçük küçük adımlar önermek istiyorum.

ilk adım, şimdiki durumunuzun ne olduğunu fark etmek…

Değişme süreci, bugüne kadar yaşama nasıl yaklaştığımızı net bir şekilde görebilmekle başlar, örneğin, yaşantımızın birçok yerinde sorumluluğumuz altında olmayan şeyler için bile ne kadar boşa kürek çektiğimizi ve enerjimizi tükettiğimizi fark etmezsek, aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemeye devam ederiz. Ancak kemikleşmiş, fonksiyonsuz alışkanlıklardan, önyargıdan kurtulmak tabii ki kolay değil. Alıştığımız, bildiğimiz şey bize zarar da verse, gelişmemize engel de olsa, kolay olduğu için onu seçmek kendimizi güvende hissettirir… Kötü bir haber, zor bir insan veya bir çeşit hayal kırıklığıyla karşılaştığımızda otomatik olarak alışkanlığımız olan reaksiyonlarımıza döneriz. En önemlisi kemikleşmiş, fonksiyonsuz alışkanlıklardan kurtulup yeni ve farklı alışkanlıkları oturtmak… Bu şekilde hayatımız belki mükemmel olmayacak ama sorunlara daha yumuşak bakabilmeyi öğreneceğiz.

önemli olan; önyargı ve alışkanlıklarımızın ne kadar kontrolü altında yaşadığımızı görüp bize yaptığı baskıyı fark etmek, bu baskıyı minimuma indirebilecek seçenekleri kullanmayı öğrenmek, yeni alışkanlıklar yaratmak ve bunları tekrarlayarak güçlendirmek.

Yani otomatik pilottaki yaşantıdan, kendi seçmiş olduğumuz bir yaşantıya geçişi sağlamak.

Bunun için iş vücudumuzun tepkilerini tanımakla başlar…

Yani vücudunuzun, strese karşı alışkanlık haline gelmiş tepkilerini birer birer fark etmek, bunların bedeninizin hangi bölgelerinde topladığınızı anlamak ve bu bölgeleri rahatlatmayı alışkanlık haline getirmek. (Örneğin, vücuda yerleşmiş tepkilerden biri, omuzlarınızı sürekli kasıyor olmanız ve bunu fark etmeyişiniz… Dikkat edin rahat olduğunuzu düşündüğünüz zamanlarda bile kasıyorsunuzdur.) Vücut genel olarak rahatladıkça öfke gibi olumsuz duygulara tepki verme ihtiyacı azalır. Bu şekilde kendinizi kötü hissettiğiniz durumlarda verdiğimiz tepkileri değiştirme şansınız çıkar ortaya, özellikle ufacık bir sorun karşısında bile gösterdiğiniz ağır tepkiden başlayabilirsiniz bu pratiğe. Olumsuz bir durum karşısında kendinizi kötü hissetmenizde bir mahsur yok, asıl size hasarı veren, o duygunun etkisiyle verdiğiniz agresif tepkiniz… Kendi kendinize yarattığınız stresin vücudunuzda kronikleşmesini engelleyebilirsiniz…

Bunun için de önce vücudun dilini anlamak gerekiyor…

Genelde vücudun nasıl göründüğüne kafa yormaktan, nasıl hissettiğini fark etmiyor, dilini anlamaya çalışmıyoruz. Bu anlamda kendimize verdiğimiz değerin azlığı maalesef toplumun bir alışkanlığı… Bu değerin artması da önce vücudumuzla ilişkimizi değiştirmekten, vücudumuzun dilini anlamaktan geçer. İçinde olduğumuz vücudumuzla ilgili olumsuz düşüncelere sahip olmak, bizi vücudumuzla gerçek bir bağ kurmaktan uzaklaştırır. Vücudun verdiği sinyallere kayıtsız kalmak, yapılan baskıyı artırır ve yaşlanmayı hızlandırır… Deepak Chopra Live Longer Grow Younger (Uzun Yaşa Genç Kal) adlı kitabında vücut ile düşünce arasındaki bağlantı kopukluğunu, yani dengesizliği şöyle açıklıyor: Vücudunuzun bir ihtiyacı var, ancak düşünceniz bu ihtiyaca karşı koyuyor ve işte o dengesizlik başlıyor. Örneğin, vücudunuz yorgun ve uyumak istiyor ama düşünceniz geç saatteki bir filmi izlemek için bu ihtiyaca karşı çıkıyor; vücudunuz yemek sırasında gerekli besini almış, ama düşünceniz sizi o tatlı tabağına bir kez daha döndürüyor; vücudunuzun yemeğe ihtiyacı var, düşünceniz ise çalışmaya devam etmeliyim diyor; vücudunuzun idrarı boşaltmaya ihtiyacı var ama filmin ortasında yerinizden kalkmak istemiyorsunuz gibi… Bedeninizle bağlantı kurmak, verdiği mesajlara kulak vermek ve gerekeni yapmak, sağlığınızı ve yaşam kalitenizi yükseltmek için çok önemlidir.

Washington DC’deki meşhur Simithsonian Enistütüsü’ne bağlı National Museum of Natural History’de (Doğal Tarih Müzesi’nde) yoga dersi vermeye başladım. Derslerime, bu olağanüstü etkileyici ve saygın müzeyi oluşturan maketlerin ve sergilerin dizaynlarını yapan, yazılarını hazırlayan antropologlar, botonikçiler, zoologlar, bilim adamları, araştırmacılar ve yazarlar geliyor. Meslekleri ne kadar enteresan olursa olsun, insan her yerde insan. Maket tasarımlarının hazırlanması ve sunuma hazır hale getirilmesi aylar, hatta yıllar isteyen detaylı bir sanat. Bu kadar detayın üzerine her gün saatlerce eğilerek çalışmanın sonuçları ne oluyor dersiniz? Bu şekilde çalışma eğer farkında değilseniz sizden çok şey götürür, işin stresine bir daldınız mı, hareket etmek istemezsiniz, böyle olunca da kaslarınız ve eklemleriniz fonksiyonlarını kaybetmeye başlar, tutukluk ve ağrılar gittikçe artar. Gergin ve depresif bir ruh hali yaşamaya başlarsınız. Kısır bir döngü anlayacağınız…

Tipik bir ofis gününü düşünelim; oksijeni nefesinizi zor alacak kadar azalmış bir odada floresan ışığı altında, bir bilgisayar ekranının önünde iki büklüm oturmuşsunuz, vücudunuz gergin, gözleriniz yorgun, dolayısıyla streslisiniz. Yani vücudun verdiği ihtiyaç sinyallerinden kopuk, kendinizi tamamen düşüncelerinizin, yani egonuzun kontrolüne kaptırmışsınız. (Çok mu karamsar oldu? Ama eminim bu, pek çok kişinin yaşadığı bir atmosfer.) Pek çok insanın bu tip stresle başaçıkma yöntemi nedir? Sigara, kahve ya da ağrı kesici gibi maddelere bağımlılık; saldırgan veya yüzleşmekten kaçınan davranış şekli… Bu kadar kendinizden kopuk, bilinçsiz bir yaşamın vücudun üstündeki baskısını bir düşünün; bu tip bir suistimali vücut uzun süre kaldırır ama genlerinize, hayat tarzınıza, yaşadığınız çevreye de bağlı olarak bir yerden, bir şekilde patlak verecektir. “Hayat bu” deyip geçmeyin, dolan stres deposunun mutlaka boşaltılması gerekir. Bunu, aşağıda göreceğiniz gibi, gün içinde kolaylıkla yapabileceğiniz ufak müdahalelerle gerçekleştirebilirsiniz.



FaceBook Ekle Bunu, FaceBook Share Twitter Ekle Bunu, Twitter Share Digg Ekle Bunu, Digg Share” title= ”Google MySpace Ekle Bunu, MySpace Share Technorati Ekle Bunu, Technorati Share ”Delicious


Etiketler: ,

Yorum Yapın

yukari