Buradasınız : Ana Sayfa // Sağlıklı Yaşam // Yeni tedaviler, doktorunuz ve siz!

Yeni tedaviler, doktorunuz ve siz!


Yeni tedaviler, doktorunuz ve siz!
Eşimin Kalp Doktorunu Çok Kıskanıyorum

İtiraf etmeliyim, eşimin kalp doktorunu fena kıskanıyorum. Durun, hemen yanlış anlamayın sakın! Gözlerinizin önünde güzel, cazibeli bir kadın doktor canlanmasın hemen. Eşime kalp pilini takan hekim bir erkek. Peki niye onu böylesine kıskanıyorum dersiniz?

Yeni tedaviler

Eşimin kalbinin kontrolü tamamıyla onun ellerinde. Kalp yetersizliğinin tedavisi amacıyla takılan pilin nasıl, ne şekilde çalışacağını bilgisayardan programlıyor. Mesela eşimin nabzının ne kadar atacağını, pilin hangi değerlerde çalışacağını planlıyor. Kontrole gittiğimizde James Bond çantasını andıran kutuyu açıp, eşimin kalbindeki pille vvireless aracığıyla bağlantı kuruyor. Ve geçmişe ait kalbinin tüm sırlarını bir bir deşifre ediyor:

“24 Temmuzda çarpıntınız olmuş. Bunun dışında aritmiyle ilgili hiçbir yakınmanız görünmüyor.”

“3 Eylülden itibaren vücudunuzda sıvı birikmeye başlamış.” “10-15 Eylül arasında kalp pilinizin alarmı çalmış.”

“Eşik değerleriniz yükselmiş. Batarya sizi en fazla bir yıl daha idare edebilir.”

Keşke benim de böyle bir imkanım olsaydı! Kalp şeklindeki bir kutuyu getirip, vvireless aracılığıyla eşimin kalbinde sevgiye, öfkeye, arzuya dair olup biten tüm iniş çıkışları bilebilseydim. Fena mı olurdu yani?

Geçtiğimiz gün eşimi muayene ettiği sırada bu hislerimi doktorumuzla paylaştım. “Biliyor musunuz sizi kıskanıyorum ben” dedim. “Niye?” diye sordu şaşkın bir ifadeyle.

“Eşimin kalbinin kontrolü sizin elinizde çünkü” dedim. Güldü. “Dışa karışıyorum ama içe bir şey yapamıyorum” dedi.

İşin şakası bir yana, tıp teknolojisinin hastalıklarının tedavisinde yarattığı çözümler bilimkurgu filmlerini aratmıyor.

ARİTMİ VE KALP YETERSİZLİĞİNDE PİL

Kalp yetersizliği olan seçilmiş uygun vakalarda “biventikü-ler ICD” denilen üç odacıklı kalp pillerinin yarattığı olumlu etkiye bizzat bir hasta yakını olarak şahidim. Pil, kaslardaki sorun nedeniyle pompa görevini yerine getiremeyen kalbin senkronize olarak iyi çalışmasını sağlıyor. İlaçların yetersiz kaldığı durumlarda kalp kaslarının çalışmaması yüzünden yürümekte zorlanan, 3-5 adım atınca nefes nefese kalan hastalar, kalp pilleriyle günlük yaşamlarına dönebiliyorlar. Bunun tek şartı ise hastanın kalbinin üç odacıklı pillere uygun olması.

Ciddi derecede aritmi sorunu olan, kalbi hızlı ya da yavaş, düzensiz atan hastalara takılan kalp pilleri de hayat kurtarıyor. Bu tür hastalarda pillerin yardımıyla kalp atım hızları ayarlanıyor. Aritmisi olan hastalarda gelişebilecek yaşamı tehdit eden sorunlara karşı alt ve üst limitler ayarlanarak, pilin gerektiğinde kalbe şok yapması da sağlanıyor.

Eşimin sağlık hikayesinde bizzat deneyimlediğimiz kalp pillerinin olumlu etkisi sadece bir örnek. Tıp teknolojisindeki gelişmeler sayesinde kanser, kalp hastalığı, organ yetmezlikleri gibi hayatı tehdit eden problemlerin tedavisinde, hastaların kaliteli bir yaşam sürmelerinde ve ömrün uzamasında önemli adımlar atılıyor. İşte hastaların ve hasta yakınlarının yüzünü güldüren tıp alanındaki gelişmelerden bazıları:

YAŞAM KURTARAN TEDAVİLER

• Kalp destek cihazları, son evre kalp yetersizliği olan ve nakil olmayı bekleyen hastalarda bir çözüm olarak karşımıza çıkıyor. Kalbin görevini üstlenen bu cihazlar, nakile kadar geçecek sürede hastaları yatağa ya da makineye bağlı olmaktan kurtarıyor.

• Kanserde hedefe yönelik tedavilerle radyoterapinin çevre dokularına zarar vermesi önleniyor. Geliştirilen yeni ilaç tedavileriyle tümörlü dokunun hapsedilerek kanserin kalp hastalığı, diyabet gibi kronik bir hastalık olması hedefleniyor.

• Parkinson gibi hastalıklarda ellerdeki titremelerin tedavisinde beyin pilleri kullanılıyor.

• Omuriliğe yerleştirilen piller ise kanserli hastalarda dayanılmaz, şiddetli ağrıların dindirilmesini ya da biraz olsun hafifletilmesini sağlıyor.

• Çeşitli araştırmaların ışığında kök hücre tedavisiyle doku ve organ mühendisliğinin yakın gelecekte tıbbın gündemindeki başlıca konularından biri olacağı söyleniyor. Kalp, diyabet, MS gibi rahatsızlıkların tedavisinin kök hücrelerle yapılabileceği öne sürülüyor.

Bypass olması gereken hastalarda bacaklardan, göğüs ya da kollardan damar alınması yerine; damar kök hücreden elde edilebilecek. Kök hücreler hasta kalbe enjekte edilerek o dokunun yeniden canlandırılması da sağlanacak. Doku ve organ mühendisliği sayesinde kalp ve karaciğer gibi organların bile üretilmesi mümkün olabilecek. Uzmanlar, günümüzde yürütülen araştırmaların beklendiği gibi sonuçlanması halinde tüm bu tedavilere ulaşmanın hayal olmadığına dikkati çekiyorlar.

TIPTAKİ GELİŞMELER VE HASTAYA YAKLAŞIM

Tıptaki bu baş döndürücü gelişmeler konusunda hekimlerin güncel bilgilerini, deneyimlerini sürekli yenilemesi gerekiyor. İyi bir hekimin sadece kendi uzmanlık alanındaki bilgilere sahip olması günümüzde artık yeterli değil.

Doktorların tıbbın her alanındaki teşhis ve tedavi yöntemleriyle ilgili güncel gelişmeleri yakından takip etmeleri gerekiyor. Aksi takdirde, sorumluğunu uzmanlık alanındaki organı iyileştirmek olarak gören bir hekim, hastanın problemine bütüncül olarak yaklaşamaz. Yeni tedavi seçenekleri konusunda yönlendirici olamaz.

Tabii madalyonun diğer yüzünde yeni tedaviler konusunda hastaların farkındalıklarının da arttırılmasının önemi büyük. Aksi takdirde o güne kadar hiç duymadıkları bir tedavi seçeneğinin kendilerine sunulması hastalıklarının seyriyle ilgili felaket senaryoları üretmelerine yol açabiliyor.

Aniden gelişen bir hastalıkla tanışmak, her geçen gün vücudu daha olumsuz etkileyen bir sağlık problemiyle yaşamak zaten travma etkisi yaratıyor kişide. Elbette teşhis ve uygulanacak tedaviler, olası riskler konusunda hastanın bilgilendirilmesi en temel hasta hakları arasında yer alıyor. Ancak hastaya tüm bu bilgilerin hangi ortamda, nasıl, ne zaman ve hangi sözlerle verildiği de son derece önemli.

EŞİME KALP PİLİ ÖNERİLDİĞİNDE İLK TEPKİSİ…

Eşim de kalp pili önerildiğinde önce kendisini çok kötü hissetmişti. Çünkü yıllardır tedavisini yapan, ileri evre kalp yetmezliği tanısıyla yattığı hastanede de takibini yürüten kardiyologundan önce, pil konusunda uzman olan başka bir kalp doktoru ona böyle bir seçenekten bahsetmişti.

Vücuduna yerleştirilen bir cihazla yaşayacağı düşüncesi eşimde büyük stres yaratmıştı. Doktorun konuşmasında ilk olarak kalp pilinin uymama ya da faydalı olmama ihtimalinden bahsetmesi ise yaşadığı tedirginliğin ve endişenin yoğunlaşmasına neden olmuştu.

Ancak pille yaşamanın faydalarını gördükten sonra, hastalıkların yaşamı tehdit ettiği durumlarda ilaçlara ya da tıbbi cihazlarla yapılan tedavilere direnmenin anlamsızlığını bizzat gördü. Oturduğu koltuktan kalkıp yürüyecek halinin olmadığı, geceleri nefes almakta zorlandığı için yatamadığı, uyuyamadığı o günleri düşündükçe, kalp pili gibi gelişmiş tedavileri içeren tıbbi teknolojilere artık daha sempatiyle bakmaya başladı.

YA KALP PİLİ GİBİ TEDAVİLER GELİŞTİRİLMESEYDİ?

Bana gelince… Kalp pilinin eşimin sağlığına olumlu yansımalarına, hayatımıza kattığı faydalara tanıklık eden bir hasta yakını olarak tıp teknolojisindeki bu tür araştırmalara imza atan bilim insanlarına sonsuz bir saygı duyuyorum.

Bir yanda tıp sektörüne ve doktorlara şüpheyle yaklaşanlar, diğer tarafta kendini ya da hastasını kayıtsız şartsız teslim edenler… Bu iki uç noktanın tam orta yerinde duruyorum ben. Sağlık muhabirliğinde geçen onca yıl sonunda, bizzat tanık oluğum, hekimlerden, hastalardan, hasta yakınlarından duyduğum ve haberini yaptığım onca sağlık öyküsü, bir o kadar da dram, doktor seçiminde çok titiz olmaya yöneltiyor beni.

Elbette her meslekte olduğu gibi hekimler içinde de ilaç ya da tıbbi cihaz firmalarıyla menfaat ilişkisine girenler olabilir. İlaç şirketleri arasında da tanıtım, pazarlama konusunda tıp etiğiyle bağdaşmayan uygulamalar yapanlar bulunabilir. Bu kötü örnekler yüzünden hekimlerin yazdığı her reçeteye, önerdiği her tedaviye şüpheyle bakmam. İlaçların bir zehir olduğunu, ciddi yan etkilere neden olduğunu bilirim. Gereksiz yere asla içmem. Ama uygun vakalarda ilaçların tedavideki en önemli silahlardan biri olduğunu da inkar etmem.

TIPTAKİ GELİŞMELER ORTALAMA ÖMRÜ UZATTI

Akıllı bir hasta olarak bana ya da bir yakınıma konulan teşhisi, önerilen tedaviyi sorgularım. Ama tercihimi doğru yaptığıma emin olunca, artık o doktora kendimi ya da hastamı güvenle teslim ederim. Gerektiğinde ikinci, üçüncü görüş alırım ama “Bu hekimler paragözdür. İlaç ya da medikal firmalarıyla çıkar ilişkileri vardır” gibi önyargıların esiri olup tedaviyi asla reddetmem.

Dedelerimin, büyükannelerimin ölüm acısını içimde hissettiğim, hayatın kaçınılmaz gerçeğinin soğuk yüzü ile tanıştığım günlerde daha ilkokula bile gitmiyordum. Torun sevgilerini bana veren aile büyüklerimi yitirdiğimde 60’lı yaşlarda bile değillerdi. Mesela, hipertansiyona bağlı beyin kanaması sonucu hayata veda eden anneannem 57 yaşındaydı.

Günümüzde ise ortalama yaşam süresi kadınlarda 76’ya, erkeklerde ise 72’ye çıktı. 1965-1970 yılları arasında 54,9 olan ortalama ömür, çevre kirliliğine, GDO’lu, hormonlu gıdalara, büyük kentlerde yaşamının ağır stresine rağmen bugün 74 e yükseldi. Bir başka deyişle ortalama yaşam süresi 40 yılda 20 yaş kadar arttı. Şimdi bu verilere bakıp; Tip 1 diyabetten kalp damar hastalıklarına, kanserden böbrek yetmezliğine kadar yaşamı tehdit eden sağlık sorunlarında geliştirilen yeni tedavilerin olumlu etkilerini inkar etmek, ilaçlara, protezlere ve organ destek cihazlarına sırt çevirmek mümkün mü?



FaceBook Ekle Bunu, FaceBook Share Twitter Ekle Bunu, Twitter Share Digg Ekle Bunu, Digg Share” title= ”Google MySpace Ekle Bunu, MySpace Share Technorati Ekle Bunu, Technorati Share ”Delicious


Yorum Yapın

yukari